9.14.2020

Misal , deniz olası geliyor insanın


 Misal , deniz olası geliyor insanın

İnsanın kuş olup süzülesi geliyor

Dilinin ucuna dalgalanan sözcükleri haykırmak istiyor kıyıdakilere..


Misal deniz olası geliyor insanın

İnsanın dalgalara kapılıp ufuklarda kaybolası geliyor

Gün doğumunu ufuklardan yansıtan bir güzellik olarak hafızalara kazınsın istiyor


Misal deniz olası geliyor insanın

Denizin içindeki bir balık veyahut keşfedilmeyi bekleyen bir inci olası geliyor 


Misal deniz olası geliyor insanın

İçindekilere yuva

Dışındakilere ise kucak açan 

İçinde barındırdığı herşeye dışındakilerle uyumlu bir ahenk yakalayan..


Hem öyle değil midir insan?

Kimi zaman yuva

Kimi zaman hoyrat

Kimi zaman hırçın

Kimi zaman dalgalı

Kimi zaman sakin

Kimi zaman kalabalık

Kimi zaman hoşgörülü

Kimi zaman vurdumduymaz


Velhasılı :İnsanın misali olmak istediği deniz , kendinde var olan ♡Gönlü♡dür.


MERVE YEŞİLDAĞ

9.12.2020


Hasretinle bir gece daha geçiyor sevgili 

 Gökyüzü yine paylaşıyor yanlızlığımı 

Sahi hiç gelmeyecek misin ? 

Eski bir türkü ile anıyorum seni 

Derinden bir iç çekiyorum yine 

Off be diyorum geçer mi bu ömür böyle 

Ve yine sarılıyorum kaleme kağıda 

Sana olan hasretimi kağıda anlatıyorum 

Biliyor musun sevgili 

Kağıt kalem bile özlüyor seni 

Geri dönmez bir daha diyemiyorum 

Bir hırsla çıkıyorum sokağa 

Hızlı adımlarla yürüyorum 

 Sahi ya ben kimden kaçıyorum ? 

Hatıralar o kadar kolay bırakır mı peşimi 

Buruk bir gülümseme ile geçiştiriyorum yine 

Ve son sözler dökülüyor dilimden 

Geri dön diyemem sana 

 Madem gidiyorsun 

 Son kez dön bak bana 

Bir lahzada denk gelsin gözlerimiz 

Bir gönlün nasıl kırıldığını anlatayım sana 

Safa Mert Dilek


9.11.2020

Uzun Lafın Kısası

UZUN LAFIN KISASI

Herkes gider. 

Yoldaşın yol bittiğinde 

Dostun güveni gittiğinde 

Ailen ömür yettiğince... 

Herşey geçer. 

En güzel dönemler 

Sıkıntılı geceler  

Yalnız olduğun günler... 

Yalnızlıkta bırakır yerini, curcunaya hengameye. 

Düşersin bir kaosun içine 

Yaşam ve ölüm gibi, hepsi tek nefeste. 

Hasret kalırsın kalbi temizlere.. 

Yüreği güzel, niyeti halislere. 

 Uzun lafın kısası :Öğretirler vefasızlığı. 

Bir ömür sonunda, 

Olursun dert erbabı...
 

Cevher Zeynep Kapu

9.10.2020




Susuyorum işte yitik kelimelerim gönül heybemde. 

Dünyanın kirlenmiş yüzünde kendi kirli ellerini unuttu, İnsan..! 

Aradığı bir başka eldi 

Öyle ya temiz olan benlikti 

Görünen ötekinin eksiği, berikinin fazlası tam da yalan dünyaydı 

Hani arkasından vaveylâ ettiği iyiydili yalan dünya .. 

Sevmiştik yaşamak tutkulu bir koşuşturma oldu. 

Şehrin menhus dehlizlerinde merhamet kırıntıları çırpınıyordu.. 

Kanat çırpan çocuk yürekler koşuyordu; büyümenin benliğinde, yol kenarına bırakılmış, kaderin hikayesinden habersiz.. 

Yoruluyordu en çok yarına gönderdiklerinde  

Ne çok bekliyordu sevginin doldurulamayan yanını..

Hangi devirde buldu yoksun insanlığını can dedikleri... 

Dünya süslü panayır meydanıydı

Sevginin yaşamanın çeşitleri diziliydi 

Yetmedi benliği ile büyüyene Mahşer-i kıyamet arzular savurdu. 

 Hürriyet ki ruhun aşkı insanîyetin dengi 

Boğuldu kokuşmuş esaretin prangalarında... 

Şefkatin körleşmiş izzetinde arzularına mahkum ömürler oldu.. 

Sahfa

9.08.2020

Zaman Ağırlaştı


 Zaman Ağırlaştı


Dillendirdik farkedemedik.

Önce yadırgadık.

Sonra zamanın ağırlaştığını bizde anladık.

Kırıklar döküldü akan her dakikadan,

Şarkılarımız çalıyordu geçen her arabada.


Zaman ağırlaştı.

Kalp, kan nedir bilmedi.

Herşey işlevini yitirdi.

Akrep yelkovanı unuttu.

Yelkovan saniyeyi..


Evet. Zaman ağırlaştı.

Dünya artık daha yavaş dönüyor.

Ay daha geç parlıyor, 

Fecr yeryüzünü sallamıyor.


Bütün gümbürtüyü yaşadık' 

gibi geliyor bir celsede. 

Son istasyon burası hemşerilerim..

Bel bağladığımız herşey,

Bilesiniz ki ummanda zerre.



Evet. Evet. 

Diyorum ya, "Zaman ağırlaştı."

Kapatın gözlerinizi 

Artık istirahat vakti.

      

                                                   Cevher Kapu

9.05.2020

Gölgede Kalmış Gül Misali

Yazının gölgesinde yazılmayan ne çok şey vardır oysa..

Aklın gergefinden geçen milyonlarca kelâm..

Dilin ucuna ucuna gelmiş 

Yutkunmaya mecbur bi boğazda kalış 

Ritmini kaybetmiş bi durgunlukta kaleme ulaşamayan ne çok kelam kaldı geride !

Ah Geride kalanlar ...

Gidenlerin bıraktığı umut kırıntılarını toplaya toplaya kendine bi rota belirlemeye çalışanlar..

Yine ve yeniden yenile yenile ayağa kalkma çabaları..

Bin kez düşsende binbirinci kez ayağa kalkma gayreti.

İşte bu demde akla kazınmış o sözü hatırlıyor insan; Nasibim ertesinde gayret ; gayretin önünde ise kadere iman vardır..

İşte bundan mütevellit bin kez budasalar seni bu hayatta sen yine çiçeğe dönmektesin yüzünü..

Ne toprağını küstür bu hayata

Ne de çiçeğini soldur

Hanı derler ya : Gül misali...Kopardıkları yerde elde biten gül kokusu ol..

Bırak koparmak onların ayıbı olsun , sen tutulan ellere kokunu bırakmanın haklı onurunu yaşa.

Koparılmış olsan da sen gülsün

Tazeliğin ayrı

Solgunluğun ayrı

Ölümün bile ayrı güzel..

  
                                                                                                                       MERVE YEŞİLDAĞ
 

8.26.2020





Bir Adımlık Sancı

Zamanda zamansızlıgımı anımsıyorum.. Sonra aklımın gergefınden geçen düşüncelere bi yol bulamadığımı..En çokda çaresiz kalırken ki çareler arayışlarımı..

Kendi hayallerim için kendimi ok gibi gerip fırlatmam gerekirken yay gibi gerıldıgımı hissediyorum.. 

Zor olacağını biliyorum bu zorluğa yüreğimin yeteceğini de biliyorum.. 

Oysa ki zorluk dedikleri yola koyuluşta saklıydı..Bazen de iki yürek mesafesiydi; o yola ilk koyuluştaki bir adımlık sancı..

Hem dünya denilen bu yola yolcu olarak geldiğimiz an sancılı bir süreç değil miydi?

Şiddetli sancılardan sonra doğan nice yiğitler yolun da yolculuğunda hakkını verenler değil miydi..

Öyleyse adına dünya denilen bu yolda yolculuğumuzun hakkı : yola koyuluştaki bir adımlık sancıya emanet..

Zira sancısı şiddetli olanın yol sonundaki mükafatı her daim mukaddes 


                                                                                                           MERVE YEŞİLDAĞ


8.16.2020

Yazan: Abdurrahman Arslan
Alışmışlığın huzuru diye bir bahar tadacaksın, hazır ol,
O gözyaşları boşuna değil, en kızgın su bile ateşi söndürür. 
Gönül deminde açan hep güldür,
Gül bakar gül kokar gül konuşur, 

Yarına saklanan umutlar var,
Bahar diye bir mevsim var yanlızlığın bittiği çağda,
Yıkılma zamanı değil, hüznü bahara çevirme zamanı şimdi,
Sen hüzüne bakarken üzülürsün yapma 
Tomurcuğum çatladı diye korkma,
O çatlayıp ortadan ikiye yarılan koca bir bahar habercisi,
Hüzünler yeni baharlar getirir, 
Küsme içine kurutma gönül toprağını,
Çünkü gözyaşı cansuyudur yarınlara.
Tebessüm ile varacaksın cennet misali bahara . . .

(.)

Sızılarım Dinmiyor

Yazan : Güllü
Sızılarım dinmiyor derim bende gönlüne 
İçim yangın yeri, sancıların dinmediği umut ovalarımda, 
Yürekler hüzünlü nasıl toplar ümütleri sıcak çöl kumlarında, 
Sevdanın özü eksikliktir, noktalar yakar ormanları... 

Sessiz mauzerler sarmış gönlümü duyulmaz acemi feryatları, 
Sessizlik çığlığı sanar benliğin
Yol arsız, ses kıyamet... 
Bitmez gecenin karanlığında bir umut türküsü...
Yazan : Gülser
Bugün Sevdiğini terk eden birini gördüm,
Sen geldin aklıma,
Nasıl da arkana bakmadan gitmiştin.
Arkanda dünyası yıkılmış bir kız bırakmıştın.
O kızı hatırladın mı?
Oysa ne kadar çok sevmiştim seni, sadece seni değil seninle ilgili olan her şeyi.
Sende Sevdiğini söylemiştin,asla bırakmayacağına söz vermiştin..
Nasıl da kandırdın beni hala anlamış değilim.
Zaten gidişine de anlam verememiştim.
Ruhumda açtığın o derin yara o kadar çok sızlıyor ki,
Ağlıyorum geçmiyor,
Bağırıyorum geçmiyor,
Hatta bir keresinde kendime daha şiddetli bir acı çektirdim ama yinede geçmedi o acı.
Anlıyormusun o acıyı ? Anlamalısın.
Seni artık hatırlamak istemiyorum kömürgözlüm.
Seni unutmak istiyorum.
Seni unutmak ne kadar da güzel olurdu..
Biliyormusun yinede kalbimi seni sevmekten vazgeçiremiyorum,
Bu da benim yenilgim olsun..

İnce Bir Sızı

Yazan : Abdurrahman Arslan

🤫🥺😢

İnce bir sızı var desem şuramda,
Tütmeyen alevler var, içimin cehennem pınarında,
Unutulmuş ümitler var, uzak yolların kervanında,
Yarım kalmış mısralar var, gönül kitabında.

Gönül ah etmez, lakin gözler yaş ile inler,
Duyulmaz sözler, sessizliğin çığlıklarını dinler,
Varılamaz artık geçmişe,
Bütün umutlar, hüzünlü bir gecede biter.

(.)

Ölmek Nedir

Yazan : Mavi

- Ölmek nedir?
- Bunu nereden çıkardın, Sanrı
- Herşeyde ölümü görüyorum birinin ölmesini değil ölümün kendisini. Bitmiyor kör olamıyorum. Bu beni  çok ürkütüyor.
- Neden Sanrı, yaşamaktan korkmuyor musun?
Ölüm yaşamaktan daha mı korkutucu sence?
- Bilmiyorum ölümü görüyorum ama ifade edemiyorum.
- Sanrı, ölüm de sevda gibidir. Kimine göre simsiyah, dehşet verici bir yalnızlık, kimine göre vuslat, kimine göre isyan. Kimine göre de yeni bir başlangıç..
-peki sana göre 
-Sanrı, ölmek sevdalanmak  gibidir. İnsan kendi iradesiyle sevdalanmaz, ölmez. Sevda kimileri için acı görünsede özünde müthiş bir mutluluk var. Ölümde böyledir. Korkarsın ama mutlu olmak için yeniden doğmalısın..
Yazan : Mavi
Engebeli bir arazide yürüyorum Leyla
Düşmek istemiyorum sensizliğe
Bir kuş misali  uçup konmak istiyorum
Narin yüreğinin derinliklerini
Okyanusta kaybolur gibi 
Kaybolmak istiyorum ahu gözlerinde 
Gökyüzünün sonsuz maviliğinde 
Haykırmak istiyorum sevdiğimi 
Mecnun aşkı gibi ateşle harmanlanıyor yüreğim 
Varamıyorum yanına, konamıyorum narin yüreğine
Ahu gözlüm Leyla
Yazan : Cüneyt Ensari

Gönlüme hücum eden 
Firdevsi duygularla 
Katına geliyorum sensiz 
Ellerini tutup hissetmemek gibi

Başucumda sevda makamında bir türkü
Göz göz olmuş elleri
Parelenmiş Ciğerlerim
Gönlüme hücum eden bir gökyüzü var 

Kalbine itilmiş hapsedilmiş
Birkaç tatlı yalan söz 
Yağmur birikintileri hertarafımda 
Mayın tarlaları gibi

Ve seni sevmek sevgili 
Dertlilere derman olmak 
Ömrünü bekleyen ölüme 
Aklını tırmalayan birkaç sözcükte gizli 
Bu sevdaya dahil olabilmek kadar
Masum ve kasvetli bir iş bizimkisi
Yazan : Yusuf Cançelik
Tut kolum dan, kaldır beni
Sonra bırakma hiç
Bagır 
Çagır
Kendine gel de 
Hayat buldur 
Yaşam sürdür 
Bilmem bu kaçıncı çile 
Kaçıncı mücadeler 
Yağmurlu gecelerde dolaştır 
Al götür sonra 
Bulutlarla tanıştır 
Hayal kurmayı öğret 
Renklerle sohbet ettir 
Sonra anlat maviyi
Ve ekle aşkı...
Kapat siyah kaplı defteri yüzüme

Sakın Terk Eyleme Gönlümü

Yazan : Yusuf Cançelik
Sakın terk eyleme gönlümü sensiz. 
Bırakıp gitme başka gönüllere. 
Renk çümüşüne dönen içimi
Karanlık düşüncelere meftun eyleme 
Yıllar geçirdim acıyla bezenmiş 
Yalnız, harabe evler içinde 
Güneşin batışını izlerdim sensiz 
Kurduğum sahte hayallerle birlikte 
Denizin dalgaları vururken sahilime
Şiire bezenmiş gönlünü buldum
Taze papatyalar açarken içim de 
Yıllanmış mutluluğu seninle buldum
Yazan : İlayda

Zaman mıdır bizi kendimize küstüren

Yoksa zamanla yaşadıklarımız mıdır

Yaşamak için can atıp da yaşayamadıklarımız mıdır

Yoksa bıkmışlığımız mıdır her şeyden

Sebebi nedir bu vicdansızlığın

İnsafsızlığın
Anlamamazlığın

İstediğimiz hayatı değil de mecbur olduğumuzu yaşamanın 

Nedir açıklaması

Hiç bitmiyor insanın bir yerlerde kendini bulma çabası

Elinden tutmamış çünkü kimse yürürken

Ve insan da kendi yalnızlığında kaybolmuş.

İnsanların arasında yalnızlaşarak

Kendi dünyasını dünyanın dışında kurmuş

Büyük anlamlar yüklemiş kendi içinde her şeye

Yalnızlığını bile bir şekilde sever olmuş

Değiştiremeyeceği şeyler uğruna bir bakmışsın 

Kendi değişir olmuş.

Olur Mu Süveyda

Yazan : Yusuf Cançelik
Olurmu sence Süveyda
Alışırmıyım mutluluk denem,
damak tadıma aykırı bu lezzete. 
Kahır yükü yüklediğim
Zamanımı acıya peşkeş çektiğim yıllar affeder mi beni. 
Yıllar geçirdim yapa yanlız 
Vakitler zindandı bana ,
Yusufilerin hayatıma girmesine kadar 

Evet Süveyda
Mor menekşeler ,dikenli güler diye sayıklar ken hayatımı. 
Taş duvara sırtını dayamış bekler ken ölümü. 
Bir beden de iki yabancı gibi şehrin sokakların da, 
Buhranlı bir saatin için de dolanırken 
Tanıştım seninle
papatya kokulu kadınlar.... 
zarif bey efendiler...
Maviye meftun hayatlarları buldum sen de .
 
Onlar da bana benziyor süveyda 
Anlaşılmayı bekleyen şairler gibi
Yazan : Rümeysa Altan
Kor ateşler içinde sanki yüreğim,
Sağanak yağmurlar gibi gözlerim,
Yüzünde ki her bir ayrıntıya
En güzel şiirleri yazarak 
Veda ediyorum..
Sanmam bir gün unuturum.
Bende ki her anını ilmek ilmek dokur
Aklımın her köşesine oturturum.
İçimi öyle acıtıyor ki bu ayrılık
Hani belki hisseder de üzülür diye
Hıçkırıklara sessizce boğuluyorum.
Kime nasıl anlatılır bilmiyorum
Tek çareyi kaçmakta buluyorum.
Göz görmezse acısı hafifler diye,
Hoşça'kal demeden gidiyorum.
Ayrılıktan beter bir acı benimkisi,
Nasıl sevildiğinden bi haber sevgili.
Basit görür kendisine sunulan bu aşkı!
Kelimelerin gücü yetmez anlatmaya
Yere göğe sığdıramadığım bu sevdayı
Bir gönüle sığdırmaya çalıştım
Hayal kırıklıklarıyla harmalandım.
Daha fazla dayanamaz bu kalp bu acıya
Haddi aştı bu sevda dizginlemek lazımdır
Zorunlu bir yolculuktur terbiyesi
Gitmezse yerle bir olur sevgisi
Layık olmayan bu şahsa,
Değmez sevmekle geçilen bir lahza!
Lakin söz dinler mi biçare yürek?
Mesafeler olsa da arada
Sever ebediyete dek!
Aklı olsaydı bu kalbin 
Bir dağa gönül verirdi de 
Barındırmazdı içinde
Böylesi sevdadan anlamayanı!
Şimdi meçhul bir yolculuk vakti
Yolun sonunda tek bir durak
Tek temenni ya unutmak ya kavuşmak

Özlüyorum



Yazan : Derya

8.14.2020

Dört Elif Miktarı Uzasın

Yazan : Eda Uz Yılmaz
~Dört Elif miktarı uzasın
Sensizlik..
Cezm bağlasın kalalım an da.. 
Şeddenin şiddeti ile 
İki kez gitme! 
Asla terketme.. 
Kal! Kal! 
Benimle... 
Dilimle değil 
Kalbin ile.. 
Gurur inadı sever.. 
Aşk gayreti.. 
Sevda hasreti.. 
Hiçlik tümünü... 
Köprü ol bana... 
Ruhum uçmasın 
Cehennem narına 
Bedenim çekmesin azap 
Rüzgar eser 
Gönül biçer 
Avare kul ise 
Gözleri inci döker 
Dost ile kelam 
Yol 'a selam.. 
Kul ile devran 
Can' a selam.. 
İçim alem - i derya 
Sual edene yok 
Diyecek meramım.. 
Aşk ummanında 
Boğulmamak 
Arzusundayım.. 
Yolum aşıklar yolu.. 
Nuh 'un gemisine binmiş dişi bir kuş gibiyim.. 
Nefsim ejderhanın ağzından çıkan alev topuna benziyor... 
Ha yaktı ha yakacak... 
Beni amelim değil... 
Rabbimin rahmeti kurtaracak.... ~

HOŞÇAKAL

Yazan : Nefise Eren

Pare pare hoşça kal çığlığı yüreğim. 
Yürüdüğüm yollara, seyrine daldığım  dağlara..
Havasını için için çektiğim sabahına,
Aniden çıkan rüzgarın tozuna, toprağına. 
Başımı alıp gittiğim sokaklara da hoşçakal. 
Şimdi maziye gömdüm her birini
Islak toprak kokusuyla beraber.. 
Yağmurun eşlik ettiği şarkılarım, 
Artık gelmiyor hiçbir tınısı kulağıma. 
Yönümü çeviremiyorum artık, 
Beni çağıran hasret kapılarına. 
Aralık mı bıraksaydım hasret kapısını..
Eylülün  kamçılanan hüznüyle 
Aralığa da mecali kalmamış gönlümün.. 
Biliyorum sığmaz bi hoşça kala hepsi, 
Lakin artık sığmıyor içime geçmişin telafisi. 
Kovalıyorum adımları mı ve kaçıyorum kendime, 
Belkide bu yüzden kaçırıyorum beni çağıran dilleri
Yumdum gözlerimi, yüreğimin  değdiklerini, 
Çünkü artık arar oldum ruhumun kimliğini.

Gökyüzün

Yazan: Zehra Nur

Gök'yüzün
Gök senin yüzün, ondandır böyle uzun uzun dalıp gitmelerim.
Kayan her bir yıldız gözyaşlarındır.
Bundan dolayıdır nefretim kayan yıldızlara,öyle dilek falan da tutmam, bana seni hatırlatır. Sahi hangi dilek geri getirebilir ki seni?

Ben ayın kaçıncı gününde bulacağım, kaçıncı silüeti seni tekrar canlandıracak düşlerimde? Bulutlu havalarda üzgün buruk olursun hep. Bir de yağmur yağdı mı gözyaşlarına hakim olamazsın. Gök gürledi mi kaçacak yer arasın.
Ama yanında değilim, olamayacağım.
Oysa olsam yanı başında, en sevdiğin tütsüyü yaksam, birer kahve yapsam içer miyiz kırk yıl hatırına? Gönlüne nüfuz eden her bir yaradan çekip alsam seni biliyorsun en güvende olduğu yer benim yüreğimdi.
Başka umutlara çeviriyorum rotamı. Başka baharda açacak çiçeklerim ve yeşerecek benliğim işte o zaman, o zaman kavuşacağız...
Yazan: Güllü

Takvimden kopan yapraklar bir sonbahar mevsiminde rüzgara kapılıp uçuşuyor, 
Dalmıyorum artık uzaklara kar çiçeği,  
Zihniyetler evet zihniyetler çöplük gibi 
Havada yoğun bir kasvet, 
Çınar ağaçlarının barış feryatları... 
Burası çınarların memleketi değil,    
Burası  ayrımın başkenti 
Bilirsin beyaz giyilmez, çabuk kirletir toprağı 
Beyazda leke, yüreklerde is bırakır 
Buranın yazgısı kara kaldıramaz seni, 
Damla damla hüzün düşer semadan 
Bir sağanak misali sarar yalnız yürekleri 
Karanlığa mahkum artık ayyaş ruhlar 
Ve insanlar; insanlar kendi menfaatleri için her şeyi yapar buralarda, 
Evet kar çiçeği belki de her yerde ama yoruyor çok yoruyor...  
Şimdi zamanında esir olduğum her şeyi  kalbimin derinliklerinde esaret altına alıyorum. 
Sayıyorum yoncanın yapraklarını 
Ama ne şans getirecek yaprak ne de uğur getirecek bir uğur böceği kalmamış cellatların kirli ellerinden geriye...
Bu yüzdendir sen barınamazsın bu memlekette, 
Tüm yorgunluklarıma hüzzamlı bir şiir yakıyorum; 
Uzaklardan bir ninni mırıldan, 
Barışa hasret; soğumuş bir ruh, hasta bir bedenle uyanmak istiyorum vuslatına...

8.13.2020

Vakit nicedir bilmem
Sinede bir buhran 
Çeldi aklımı bir güzel
Acep ona ne sorsam

Vakit gece yarısı
Güzel ,gönül yarası
Dert edinmek istersen
Çal bir kapılarını

Gönül yaram yoktur
Dert arasan çoktur
Kapı ,kapı gezerim 
Halimden anlayan yoktur

Derman kalmadı dile, 
Gönül düştü kaleme,
Mürekkep gözyaşıma hece
Hüzün vakti bu gece

Dil oldu yara bere
Gönül desen hep harabe
Hüzün biter hasret kapım
Umut ister bu güne.

Günde umut arama
Vuslat girmiş arama
Gönül mülkü virandır
Ne saraydır,ne handır


Bakma viran olana
Dertten dem vurana
Sevda yolunu bulana
Ümitsizlik haramdır.

Ümit etmek helal madem
Sevdaya niçin düşer adem
Buncadır dertli alem
An için ketum alem

Sevda çaresiz bir dert
Umutsuzluğa yelken açmış bir gemi
Uykularımı süsleyen bir rüya
Sevda insanın yaşama sevinci

Sevdaya dert diyen
Bulur mu hiç gönüle merhem
Bir rüya değil sevda
Gönülde hayat bulan vefa

Herşeyin başı sevda 
Sevda yoksa nasıl insan oluna
Derdi tasayı bi kenara atın da
Sevin birbirinizi doya doya

Sevda kutsal sürgündür
Ne eylesin devayı
Kabuk tutmaz yaraya
Kim ne yapsın merhemi


Gönlümün göğünün gürültüsü
Dilimde bir sevda türküsü
Gayrı doymaz bundan sonra
Aç olan kalbim sevdaya

Gönül sağanak yağışlı
Dilimin olmaz kayışı
Bu bir mani yarışı
Kaybeden kazanan olmaz

Çorak toprak ne yapsın
Sevda dilsiz dem tutmaz
Mani dediğin nedir ki
Sevdaya hizmet sanki

Çorak toprak nerede
Sevda hep bahar bahçe
Mani ile değil mana ile
Talip olunan sevda çiçeği

Sevda çorak toprağı
Eder bahara bahçe
Biz sanarız gül acıtmaz
Gülün özü dikende

Dil kalbin kıyısı
Lal olmuşsa sevda dili
Maniler tutar sevdanın elini
Manide olamazsın kıyıya vurur her biri


Kıyıya güzel arada
Kıyıdan görülür sonsuz mavi
Yarada öğretir sevda çiçeği
Öğrenmek isteyince kanın olur
Mürekkep yaran olur mektep

Sana bir gül verdim
Bana gülüverdin
Bahçeden çaldım dedim
Bana gülü geri verdin

Sevda muazzam hırsız
Daha iyisi ne yapsın
Bir günden ne olur
Gönlü çalınan evsiz

Gül , gül yüzüm güle hasret
Gül, gül yüzüne güller hasret
Sen güldür yüzümü
Gülmeler sana hasret

Kalbin özüdür sevda
Yoksa karalar bağlaya
Hayat sevince güzel
Geç olmadan anlaya

Anlamak işi değil o
Hissetmek lazım 
Hissedilemeyen sevda
Hep geceleri yaşatır. 

Sevda ile vardım gönülgaha
Umudun okyanusta bir mavi,
Yaranın önemi yoktur bendimde,
Tene değil cana varmaya geldim..

Can kapıda divane
Yol bitsinde gel de yar
Gönlüm seni zikreder
Tüm gönlümü al da gel.

Gönül dili lal oldu
Mısraları tam oldu,
Umut ile sevda yol buldu
Benden vazgeçtimde geldim.

Beni seni olmaz ki
Vazgeçişin senden ise benden var olur yar
Bende geçtim kendimden
Duy sesimi yaradan

Benden vazgeçmeden
Sende var olamam yar
Bir gönül inleyişim var
Duyana emanet dualarım var.

Geçişine yok bir sözüm
Acele et be artık yar
Gönül yaram kan ağlar
Özleminde dua yakar

Duana aminim olmaya geldim
Kanayan yarana merhem olmaya geldim
Acele etmeye değil
Ömürden ötesi bir sevdaya geldim.

Hoş geldin artık yar 
Dualarım bir sema
Hepsi yoluna divane
Bu vuslat verdi sanki ömrüme bin deva

Gel ey yar
Devayı burda aramayalım,
Ötelerde büyük vuslatlar var
Yedi kat sema sevdamıza ağlar..

Gel ey yar
Kulağımda çınlıyor sesin
Kalbimde sevda hazinen
Vuslatım son bulsun
Semada kuşlar uçuşsun

Gökyüzü bir sema
Sen semada tek deva
Oralar da gördüm seni
Sen gönlüme tam reva

Kalbim kanadı kırık kuş misali
Hali yok ama çırpınıyor
Vaktiyle geçmeyen acılar
Diğer kanadımı da kırıyor

Sevda kuşun kanadında
Uçuşup durur semada
Sevda acı bilmesin
Her sevda makus sanılmasın

Bizde yarım mısralar 
Kader diye bir yazgı var
Gönlüne sevda ateşi düşen
Neden deva arar

Gönül görmek neylesin
Semalar dua ile inlesin
Sevdasını bulan gönül
Revasını vuslat bilip beklesin

Kadere her an amenna
Bizdeki bir nasibe yardım
Sevdada yanan gönül
Vuslatta arar merhem

Görmeyen yârin gönlü kan ağlar
Duaları haykırıyor
Sema özlem içinde
Vuslatını arıyor

Aminlerine amenna
Bir bekleyiş var , amma
Yanmaya razıyız sonra,
Merhem tutmaz bu yara,

Gözyaşım yazılır hece hece,
Dua dua isterim , gündüz gece,
Özlemim sonsuz olana
Getirdiğin vuslat kime , neye..
Sendeki de ah be yar
Bekleyişler bitmiyor
Vuslat sana ermiyorsa
Merhemleri bırakalım gönül merhem tutmuyor

Her hecesi sen diye
Gönlüm sen olmuşken , sensiz dua olur mu?
Bendeki de bakidir
Sana gelen vuslatım sahibinden hediyedir..

Hazırlan kalbim yürüyoruz sonsuza
Gönlünü kaptırma birkaç cahil soysuza
Erenler diyarından selam sonsuza
Dil ile cana dokunmaya geldim..

Vakit nicedir bilmem
Sinede bir buhran 
Çeldi aklımı bir güzel
Acep ona ne sorsam

Vakit gece yarısı
Güzel ,gönül yarası
Dert edinmek istersen
Çal bir kapılarını

Gönül yaram yoktur
Dert arasan çoktur
Kapı ,kapı gezerim 
Halimden anlayan yoktur

Derman kalmadı dile, 
Gönül düştü kaleme,
Mürekkep gözyaşıma hece
Hüzün vakti bu gece

Dil oldu yara bere
Gönül desen hep harabe
Hüzün biter hasret kapım
Umut ister bu güne.

Günde umut arama
Vuslat girmiş arama
Gönül mülkü virandır
Ne saraydır,ne handır


Bakma viran olana
Dertten dem vurana
Sevda yolunu bulana
Ümitsizlik haramdır.

Ümit etmek helal madem
Sevdaya niçin düşer adem
Buncadır dertli alem
An için ketum alem

Sevda çaresiz bir dert
Umutsuzluğa yelken açmış bir gemi
Uykularımı süsleyen bir rüya
Sevda insanın yaşama sevinci

Sevdaya dert diyen
Bulur mu hiç gönüle merhem
Bir rüya değil sevda
Gönülde hayat bulan vefa

Herşeyin başı sevda 
Sevda yoksa nasıl insan oluna
Derdi tasayı bi kenara atın da
Sevin birbirinizi doya doya

Sevda kutsal sürgündür
Ne eylesin devayı
Kabuk tutmaz yaraya
Kim ne yapsın merhemi


Gönlümün göğünün gürültüsü
Dilimde bir sevda türküsü
Gayrı doymaz bundan sonra
Aç olan kalbim sevdaya

Gönül sağanak yağışlı
Dilimin olmaz kayışı
Bu bir mani yarışı
Kaybeden kazanan olmaz

Çorak toprak ne yapsın
Sevda dilsiz dem tutmaz
Mani dediğin nedir ki
Sevdaya hizmet sanki

Çorak toprak nerede
Sevda hep bahar bahçe
Mani ile değil mana ile
Talip olunan sevda çiçeği

Sevda çorak toprağı
Eder bahara bahçe
Biz sanarız gül acıtmaz
Gülün özü dikende

Dil kalbin kıyısı
Lal olmuşsa sevda dili
Maniler tutar sevdanın elini
Manide olamazsın kıyıya vurur her biri


Kıyıya güzel arada
Kıyıdan görülür sonsuz mavi
Yarada öğretir sevda çiçeği
Öğrenmek isteyince kanın olur
Mürekkep yaran olur mektep

Sana bir gül verdim
Bana gülüverdin
Bahçeden çaldım dedim
Bana gülü geri verdin

Sevda muazzam hırsız
Daha iyisi ne yapsın
Bir günden ne olur
Gönlü çalınan evsiz

Gül , gül yüzüm güle hasret
Gül, gül yüzüne güller hasret
Sen güldür yüzümü
Gülmeler sana hasret

Kalbin özüdür sevda
Yoksa karalar bağlaya
Hayat sevince güzel
Geç olmadan anlaya

Anlamak işi değil o
Hissetmek lazım 
Hissedilemeyen sevda
Hep geceleri yaşatır. 

Sevda ile vardım gönülgaha
Umudun okyanusta bir mavi,
Yaranın önemi yoktur bendimde,
Tene değil cana varmaya geldim..

Can kapıda divane
Yol bitsinde gel de yar
Gönlüm seni zikreder
Tüm gönlümü al da gel.

Gönül dili lal oldu
Mısraları tam oldu,
Umut ile sevda yol buldu
Benden vazgeçtimde geldim.

Beni seni olmaz ki
Vazgeçişin senden ise benden var olur yar
Bende geçtim kendimden
Duy sesimi yaradan

Benden vazgeçmeden
Sende var olamam yar
Bir gönül inleyişim var
Duyana emanet dualarım var.

Geçişine yok bir sözüm
Acele et be artık yar
Gönül yaram kan ağlar
Özleminde dua yakar

Duana aminim olmaya geldim
Kanayan yarana merhem olmaya geldim
Acele etmeye değil
Ömürden ötesi bir sevdaya geldim.

Hoş geldin artık yar 
Dualarım bir sema
Hepsi yoluna divane
Bu vuslat verdi sanki ömrüme bin deva

Gel ey yar
Devayı burda aramayalım,
Ötelerde büyük vuslatlar var
Yedi kat sema sevdamıza ağlar..

Gel ey yar
Kulağımda çınlıyor sesin
Kalbimde sevda hazinen
Vuslatım son bulsun
Semada kuşlar uçuşsun

Gökyüzü bir sema
Sen semada tek deva
Oralar da gördüm seni
Sen gönlüme tam reva

Kalbim kanadı kırık kuş misali
Hali yok ama çırpınıyor
Vaktiyle geçmeyen acılar
Diğer kanadımı da kırıyor

Sevda kuşun kanadında
Uçuşup durur semada
Sevda acı bilmesin
Her sevda makus sanılmasın

Bizde yarım mısralar 
Kader diye bir yazgı var
Gönlüne sevda ateşi düşen
Neden deva arar

Gönül görmek neylesin
Semalar dua ile inlesin
Sevdasını bulan gönül
Revasını vuslat bilip beklesin

Kadere her an amenna
Bizdeki bir nasibe yardım
Sevdada yanan gönül
Vuslatta arar merhem

Görmeyen yârin gönlü kan ağlar
Duaları haykırıyor
Sema özlem içinde
Vuslatını arıyor

Aminlerine amenna
Bir bekleyiş var , amma
Yanmaya razıyız sonra,
Merhem tutmaz bu yara,

Gözyaşım yazılır hece hece,
Dua dua isterim , gündüz gece,
Özlemim sonsuz olana
Getirdiğin vuslat kime , neye..
Sendeki de ah be yar
Bekleyişler bitmiyor
Vuslat sana ermiyorsa
Merhemleri bırakalım gönül merhem tutmuyor

Her hecesi sen diye
Gönlüm sen olmuşken , sensiz dua olur mu?
Bendeki de bakidir
Sana gelen vuslatım sahibinden hediyedir..

Hazırlan kalbim yürüyoruz sonsuza
Gönlünü kaptırma birkaç cahil soysuza
Erenler diyarından selam sonsuza
Dil ile cana dokunmaya geldim..


Yazan : Mavi
Arman

Özlenen sen, özleten sen 
Ne çok bekledim bir bilsen
Tarumar gönlüm biçare
Yokluk çeken yürek avare
Tozlu yollar virane
Fikirler uçuk hayaller divane
Meczubun derdi şahane
Gönül bu tebessüm bahane
Aşkın efruz bir hapishane
Hayatın ızdırabı kalmış elimde
Mavi şarap gözlerin zihnimde 
Bu şarap lisanımdan döküldükçe 
Mürekkebim sana akacak
Nazlanma gel yar gönlüm tepetaklak
Kanadında umut taşıyan kuşlar 
Göçüp gidiyor başka diyarlara 
Mürekkebimin acısına 
Hasretinden  yıllar eskitiyorum

Ağustos Geceleri

Yazan : Eda Uz Yılmaz

Fazla olur meteor yağmuru
Biri olsa..
Uzansak şöyle
Seyre dalsak gökyüzünü
Sonra uzatsa elini
Tutsa alsa
Yıldızın tekini kayarken
Taç yapsa saçlarıma
Çok şey istiyorum değilmi?
Olacak işmi şimdi
Eskidendi o aşklar eskiden
Papatyalar, lalaler, güller...
Hepsi laf-ı güzaf
Oysa yıldızlar azizim yıldızlar hakiki
Anlayana
Aşk hakiki olmasada...
Sevgi, umut, mutluluk..
Kimine göre sahte kimine göre sahi....

Neydi Adalet

Yazan : Mavi
Neydi adalet
İstismar edilen çocukların
Hiçe sayıldığı biçare hayatları mı
Yoksa zorba bir şekilde
Evlendirilen minik bedenler mi
Çocuk olamadan anne olan 
Yüreği buruk masum melekler 

Neydi adalet
Bir töre kurşununa kurban edilen
Feyz bedenlerin haykırışları mı
Yahut yüreği kan ağlayan annelerin ağıtları
Sahi neydi adalet 
Yitmiş gitmiş bir gelecek
Bendleşmiş meyus lisanlar
Sözün bitmediği yerler vardır hani 
Kelimeler birbirine sokulmuş
Gözlerimin önüne bir fotoğraf karesi mıhlanmış oturuyor 
Boğazımı tıkayan  kocaman yumruk  
Adalet miydi 
Derin bir çaresizlik içindeki  ayak seslerinden
Usul usul dökülüyor merhamet..

Sonradan Sonra

Yazan : Cüneyt Ensari

Her bitiş 
Yepyeni kapılara açılan başlangıçlar 
Kadar sadedir
Bir bardak sıcak çayın 
Verdiği huzur gibi 
Ve her başlangıç 
Lutfedilen sevgiliden de ötedir 
İpil ipil yağan yağmurun
Bıraktığı amber misali 

Kaybetmiş insanlar gibi oturup 
Galip gelen şahıs edasiyla yazdım 
Ben, bırakmam sevdiğimi 
Asırlar geçmiş gibi hissetsemde 
Bir bağbozumunda hatırlarım sevdiğimi 

Gün döner şafak söker 
Kızıl güneş gösterir benliğini 
İki adımda bitip giden dünya da 
Ay hep sonsuz hisseder kendini 

Unutulur gecelerde 
Mısra Mısra şiirler 
Ay bütün bunlara tepkisiz eşlik eder 
Kaybulmuş,yırtılmış, yorgun düşmüş bir şiir 
Diz çöker , aman diler 
Ruhsuz bir şairin parmak ucunda 

Kavun Çekirdeği

Yazan : Mavi

Sahaf

Yazan : Yusuf Cançelik
uzun çarşının tenha, en kuytu köşesinde
kendini kitaplara gizlemiş bir sahaf
sahaf deyip geçme eline aldı mı kitabı
hakkını verir kitap okumanın
tarihlerden alır geleceğe satar merakı
uzatır elini dolaşır iç Anadolu’yu
varır en tarihi şehirlerin eşiğine
konaklar şehri Urfa’da
oturur bir akşam üstü Nabi’nin Divânına
döker eteğindeki taşları
vakit kış aylarının en hüzünlüsü
yıl 1926 şubatın tamda 4'dü
konu aşk misafir asırları aşıp gelmiş
yunusu pirdaş
çıkar oradan varı verir memleketi şair haneye.
koşar sokaklarında oturur kahvesine
tam okkalı sade bir kahve söyler
alır bir yudumu başlar sohbete
sağında Beyazıt solunda Cahit
dalarlar sohbete
kanatlarına bağlanmış dizelerle uçar kuşlar
haykırır herkese takı sesi ustada yetişinceye.
açarlar çileyi anlatır bize ne çile çektiğini
söyler en inceden
nakşeder kalbe unutma der
ve salı verir özgürlüğüne
taze Ceylan gibi zıplar Kırlarda, koşar ve yorulur sığınacak bir yer arar
yaralı bir kapıyı çalar
oturur üst köşede serili portun üstüne dinletir okuduklarını
okumasını bildiği kadar anlatmasını da iyi bilir
sahaf dediğin okumanın hakkını verir
Yazan : Cüneyt Ensari
Dağ eteklerinde 
Yüreksiz canlar gibi zihin yoran 
Kendi olmaktan vazgeçmiş 
Bir varlık olarak duruyor karşımda 

Gözlerine dolan ayrılık parıltıları 
Kavuşmak gibi Aziz 
Saçlarına yayılan yıldız tozları 
Küf tutmuş bedenin soğuk düşüncelerinde


Yağan karda kaybolan fıtrat gibi
Hapsolup, düşüp, kalkmak  gibi
Duran uçakla yükseldik gülyüzüne 
Sen , ben ve biz ikimiz 

Bulutlara tırmandık hayallerimizle
Çekip giden insanlar gibi
Dolup taştı gönül bahçemiz
Sorgulanırken karanlık odalarda

Kurşun Damlar Gözyaşımdan

Yazan : Cüneyt Ensari

Sis köşeyi döndü 
Hemen ilerde karabulutlar memur bey 
Evlatlar gencecik
Erken hasat oldular hemde incecik

Birkaç kurşun ve birkaç bomba damlar gözyaşlarmdan 
Şehir mezarlık olmuş yokluğumuzda
Kalbimizin dizginleri elimizdeyken
Karaoyunlar peyda olmuş şehrimizin üstünde 

Sevda kör bir kuyu gibi sonsuz 
Ve sokakta dolaşır birkaç soysuz
Damarlarmdan geçen karanlık dumanlar
Her merminin hedefinde orda masum duranlar 

Köy bizim , kent bizim ,kasaba bizim 
Zalimin karşısına dikilen Mehmet bizim 
Eller cepte akıl kaçamak 
Dert ararsan bulursun herdemde    


Bu şehir kaçamak 
Lakin bombadan değil alevden değil hüzünden değil 
Bu şehir kaçamak 
Bu şehir aşktan kaçamak 
Gözlerine bakarsan farkedersin
Bu şehir sevmekten kaçamak
Yazan : Rümeysa Altan
Eskisi kadar özlemiyorum seni,
Geceleri de gelmiyorsun aklıma,
Adın geçince ritmi artmıyor kalbimin,
Yavaş yavaş siliniyor yüzün hafızamdan.
Demiştim sana ;
"Vazgeçiyor gibiyim, izin verme."
Artık çok geç, geri dönme!
Sakın bana senin ki yalandı deme.
Dünyayı karşıma alırdım da,
Senin sevgizliğinle savaşamazdım.
En başından mağlup olmuştum sana
Şimdi zafer senin kutla..
Yazan : Rümeysa Altan

Gök'yüzüne zaafım var benim;
Geceyi aydınlatan aya, yıldızlara.
Özgürce dalgalanan denize,
Uçcuz bucaksız maviliğe..
Yağmurdan sonraki toprak kokusuna;
Güneşin batışında ki kızıllığa,
Doğuşunda ki o eşsiz huzura..
Sonbahar da sararıp bir bir dökülen;
İlkbahar da yeniden yeşeren yapraklara.
Yavrusunu beslemek için,
Kanat çırpan kuşlara.
Yarınsız dünyalarında, 
Sonsuzluğa uçan kelebeklere.
Çıkarsız kurulan insan ilişkilerine
Bir çocuğun tebessümünün sebebi olmaya.
Ve en çok da tüm kötülüklere rağmen,
İçinde bu güzelliklikleri barındıra bilen Dünya'ya

8.11.2020

Yazan : Güllü
Ruhunun kuru soğunu iliklerimde hissediyorum kar çiçeği, 
Duyumsarken bile avuç avuç toprak kokuyorum,
Şimdi anladım ölü ruhlardan soluyorum seni, 
Ciğerlerime oluk oluk nüfuz ediyor sesin, nefesin, en çokta huzurun. 
Kim bilir belkide yeniden senden var olduğumdan,
Bu yüzdendir her soluğum yüreğini andırır, her baktığım  yerde ruhun ses bulur. 
Baştan aşağı sen olduğumun farkına varamadım afet

Dost Gözüken Düşman

Yazan : Yusuf Cançelik


İnsan düşmanını unutup dost oluverir 
Süslü bir yaşam peşinde
Uçsuz bucaksız güzelim içinde
Yaprakların zerafetini 
Çiçeklerin mis kokusuna
Peygamber çiçeğinin zerafetine
Uçsuz bucaksız güzelliğe dalıp gider
Unutur en yakınındaki düşman'ı
Benliğinde yoksun bir halde 
Anne kadar şefkatli 
Baba kadar affedici
Unutur sevdiklerini, ne için var olduğunu 
Hayale içinde savrulup gider 
Anlatamaz kimseye kendini
Zihnini işgal eden düşleri
Uzaklaşır dostlarından 
En tehlikeli düşmanı kendine dost ediverir




Yazan : Mavi 

Yazan : Eda Uz Yılmaz

~Serseri bir kurşuna denk gelsem
Gam yemem kuş olup uçup gitsem
Ruhum gökyüzüne kanat açsa
El sallasam tüm sırtımdan vuranlara
Namerde göz yuman
Nankör insan müsveddeleri
Pespaye olmuş
Yaşıyor Cihanda namütenahi
Yürüyen sesiz bir çığlık
İçimde derinde geziyor
Haykırmak istiyorum
İnmi cinmi belirsiz
Ağzımı kapatıp susturuyor
Ayet ayet iniyor sonra
Zihnime cümleler
Diziliyor yan yana
Anlamlı anlamsız kelimeler
Tek bir cümle beliriyor
~İkra bismi rabbikellezi halak halakel insane min alak.. ~
Ve ek olarak ~İkra ve rabbikel Ekrem
Ellezi allame
Bilkalem ~
Yazan : Halime Uğur

Kalbimde saklanan cümlelerimsin benim. Seni en kıymettar yerimde muhafaza ediyorum Kudüs. Ve dile gelmeyen her kelimenin ağrıları içinde uyanıyorum sabahlara... Biliyorum ben; hasretin olduğu yerde elbette bir gün vuslat olacak ve vuslat mutlaka hasreti doğuracak. Bu değişmez kanunun esirleriyiz hepimiz. Can'dan gelmiştir, seviyoruz deyip cefayı büyük bir vefayla öpüyoruz. Aşk bu. Sevenin sabrını sınar daima. Aşk bu ya imtihandır ,nazlıdır. Eyvallah aşk.
Yazan : Sümeyra Akmaz

Hayal ve gerçeklerin arasında sıkışıp kalmaktı seni sevmek. 
Gerçeği unuttum bir hayale daldım. 
Sahi gerçek neydi? 
Senin var oluşun mu yoksa senin hayalin mi? 

Aklım aşk bilmeceleriyle dolu 
Yoksa sen de bir bilmece misin? 

Neden okuduğum,  yazdığım sensin, 
Neden her çizdiğim resim sensin? 
Aşk mı yoksa bu? 
Sahi aşk neydi? 

Aşk hiç gelmeyeni beklemek mi? 
Yani aşk seni beklemek mi? 
Eğer aşk seni beklemekse ben bir ömür aşkı beklerim.

Anisa

Yazan : Samet Ateş
Kadere küskünlüğüm ne zaman geçer Anisa? 
Kursağımda kalan heveslerimin sancısı ne zaman diner?
Sonra insanların kalpleri önündeki duvarlarını aşamadığım koca kaleler?
Onları kim yıkacak?
Yok yok Anisa, ben yoruldum artık gömleğimin sol cebindeki çiçeği taşımaktan.
Peki elimde solan çiçeğim,
Ona da bir çare var mıdır? 
Çekilin! Ben bahçıvanım diyen çıkar mı?
Çiçeğimi ellerinin arasına alıp gökyüzüne tutan, sonrada alıp kitabının arasına zarifçe iliştiren çıkar mı?
Öyle ya solan bir çiçeğe başka ne yapılabilirdi ki..

Boşversene Anisa, daha anlatacak çok şey var boğazımda düğümlenen.
Sustuklarım var sonra bilir misin? 
Ne zaman bağırmaya çalışsam onları;
Sesim buğulanır, bu seferde kader küser bana. Nihayetinde benimde kırgınım kendisine.

Bak sana bir sır vereceğim;
Yollar Anisa yollar yürümek için var,
Sonbahar hüzünlenmek için 
Yağmur ise ıslanmak için var.

Yağacaksa yağmur ikimizin üstüne birden yağsın.
Ve kesişecekse yollarımız aynı yolda kesişin.
Belki kader ile de barışır yollarımız.
Biraz yürüyelim mi?..

İçimdeki Deprem

Yazan : Yusuf Cançelik

Sallandı dünyam bir an .
Her şey altüst oldu .
Hayallerim ve hedeflerim. 
Gözlerindeki ışık solu verdi bir an .
Bana bakarken daha farklı artık
nefret dolu bakışlar .
Sen benden vazgeçtin ya.
Biliyor musun güneş yüzlüm.
Ben , ben değilim artık .
Çünkü ; ben de sen yoksun.
Dünyam başımı yıkılıverdi.
Bu adam bir ruhsa , sense bendeki beden .
Hani sana hep şiirler okurdum ya.
 Sen en sevdiğin mısraları bana söylerdin.
Hatırlıyor musun Nazım Hikmet’i.
Ben şarkı dinlemek değil,
Şarkı söylemek istiyorum.
Evet ,ben şarkılarımı hep  seninle söylemek istiyorum demiştim.
Sen yoksun ya ben şarkılara küstüm.
Artık ayrılık mısralarını zihnime nakşettim.
Her mısrada seni bulmak ümidiyle.

8.10.2020

   Yazan: Eda Uz Yılmaz

Yazan : Derya 

Öncelikle merhaba arkadaşlar.
Bu yazıyı yazmamın amacı sizler ile bir konu hakkında konuşmak, düşüncelerimi belirtmek istemem. 
Belki bir çoğumuz da bu gibi yazılar yazmak istiyordur. Lakin ya vakit bulamıyordur ya da gönlündekileri kaleme almaktan korkuyordur.
Bence sebebi vakit bulamamaktan çok kaleme alamamasıdır inşAllah. Zira bu konular gün be gün toplumun kanayan yarası haline gelmiş durumda.
Daha fazla uzatmamak adına sizleri bu konu hakkındaki düşüncelerim ile baş başa bırakıyorum. 
Faydalı olması dileğimle...

Biliyorsunuz ki son zamanlarda yaşanan kadına şiddet olayları, hayvanlara yapılan eziyetler ve küçücük çocukların elinden alınan mutlulukları gün be gün artmakta. İnsanlar bir başkasının canının yandığını görmediği gibi 'daha fazla nasıl zarar veririm'in derdine düşmüş. Zihni körelmiş ki yüreği yanan anneleri/aileleri, geleceğin annelerini/anne adaylarını nasıl bir zalimliğe mahkum ediyorlar.
Bazen diyorum ki yüzyıllar öncesinden gelen aslen erkeğin kadını koruması gerektiği söylenip duruyor. Lakin bilmiyorlar ki şu devirde erkek asıl kendinden korumalı. 
Bununla ilgili karşılaştığım bir soruyu sizlere de sormak isterim.

'Erkek kadını kime karşı koruyordu ?'
*Tarih boyunca erkeğin, kadını koruyup kolladığı söylendi.
Erkek, kadını kime karşı koruyordu? 
Asıl soru bu...

Bence şu son zamanlar da dahil olmak üzere düşünmemiz gereken soru bu.
Bu konu üzerine o kadar anlatacak söz var ki...
Lakin anlayacak adam yok.

Gelelim hayvanlara eziyete...

Öyle bir devirdeyiz ki insanlarda ne vicdan kalmış ne merhamet. 
Yaptıkları kötülüklerden (ki kötülük adı altına nice sıfatlar girer bu gibi insanlar için) zerre pişman olmadığı görülüyor. 
Tıpkı kadına şiddet gibi bu olaylar da aldı yürüdü. 
Durup dururken yolda gördüğü köpeğe vuran mı istersin, canlı canlı kedileri katleden mi istersin ve saçma sapan kör zihniyetleri yüzünden hayvanlara yaptıkları nice zalimliği mi istersin.
Anlayamıyorum neden ?
Neden başka bir canlıya zarar vermek ister bir insan. Nasıl bundan zevk duyar ?

Bu nasıl bir vicdansızlıktır ki hissettiklerini, yaşadıklarını dile getiremeyen canlılar için böylesi bir muamele uygulanıyor? 
Keşke diyorum dile gelse de anlatsa hayvanlar.
Kızgınlıklarını, insanlara olan nefretlerini, içlerindeki insan korkusunu ve daha nicesini...
Dile gelseler ki insanlar anlasa yaptıklarını, hissetse bu vicdansızlığı da vazgeçse.

Bunun önemini Peygamber efendimiz (S.A.V)'ın bir hadisi ile sizlere belirtmek isterim.

*Bir hadisinde Peygamber efendimiz (S.A.V) şöyle buyurmuştur:
Yerdekilere merhamet edin ki göktekiler de size merhamet etsin.
İnsanoğlu herhangi bir şekilde bu dünyada hakkını arayamayan hayvanlara merhametli davranmalıdır ki,
ahirette de kendisinden hakkını ilk soracak olan hayvanlar olacaktır.

İşte böyle dostlar...
Hem empati kurmalı hem de merhamet etmeliyiz. Etmeliyiz ki Rabb'im de bizden razı olsun.

Ve bir diğer konu da çocuklara yapılan kötülükler, tecavüzler vs. şeyler...

Buraya kadar konuştuğumuz onca şey hep birbiri ile bağlantılı ve hep aynı şekilde yapılan zalimlikler bu herhangi bir canlı fark etmeksizin olan olaylar.
Tabii biri de çocuklar...

Çocuklar öyle masum öyle saf ve temizler ki.
Yaşadıkları devirde neler olup bitiyor hiçbir şekilde haberleri yok.
İnsanlar nasıl vicdansız, nasıl kör zihniyetli, nasıl ruhu kararmış...
Bilmiyor ve belki de bu yüzünden onları hain oyunlarına ya da sözlerine kanabiliyorlar.

Nice çocuğun oyuncaklarıyla oynaması gerektiği yaşlarda gördükleri zulüm yüzünden gelecekleri de tehlike altına giriyor. 

Küçük yaşlarda gördükleri zulüm yüzünden gelecekleri de yok oluyor.
Kendilerine olan güvenleri bastırılıyor. Gelecekte daha pasif ve sessiz biri olmaya itiyor bu onları. 
Anlamıyor insanlar ve bunun üzerine gittikçe gidiyor. 

Anlayamıyor bir çocuğun yaşadıklarının onu nasıl etkilediğini.

Her gün izlediğimiz o kan donduran yürek yakan haberleri gördükçe içim parçalanıyor.
Nasıl diyorum nasıl yapabiliyorlar.
Öyle hassas ve ağır konular ki bunlar...
Ne insan yazmakla bitirebilir ne de başkası okumakla öğrenebilir bütün kötülükleri.

Karantina

Yazan : Mavi

Bu bir sayı kadar gün değil aylardır evden bir adım dışarı çıkmadığımı fark ettim daha doğrusu hep farkında olduğum bir gerçek olarak bu bekleyişi tecrübe ettim. Bekleyişle beraber birçok şeyi. Örneğin saçlarımın uzamasını günbegün ilk defa seyr'ettim. Ağaran ve uzayan saçlarımın benliğime kavuşmama yardımcı oldu. Her gün aynada bir gün daha yaşlandığımı söyleyen gözlerime kaçırmadan baktım. Sıradan günün sabahında yetişeceğim yerin telaşıyla yüzümde değişen çizgi ve ifadeleri ıskalamışım. "bugün nasılsın" diye çoktandır sormamışım kendime. Öyle çok koşup telaş etmişim ki durmayı unutmuşum. Hep bir yerden bir yere giderken durmuşum. Durmaktan durmaya gitmek hazzına yeni varıyorum. Bu o dersi alemde kimsenin canı yanmadan almış olmak isterdim. Bana dokunmayan yılan bir an bile yaşasın istemem. Ateş düştüğü yeri değil benide yakar. İnsanlığın ve cihanın sancısına kulağımı kapatmadan çekildiğim kabukta yeni iç, dış dünyayı tanımaya çalışıyorum. Bilmem kaç gün sonra dışarı ilk adım attığım andan itibaren nasıl biri olarak yolculuğuma devam edeceğimi merak ediyorum. Şiir yazıyor olacağımdır her hal ü karda, belki de başka bir pencereden. Doğrusu bunu yeni bir doğum olarak görüyorum. Hepimiz için.. Ağlayarak başladığımız yeni bir yaşam yeni bir macera. Değişim hem korkutur hem heyecan verir. Hayatın hiçbir döneminde aynı kalmamış biri olarak ilk defa toplu bir değişimi gözlemliyorum. Ve kendimle geçen aylar.aşırı sosyal hayatımı bilip bu duruma hayret edenlere şöyle diyorum "Kendime mahkum olmak, beni kalabalığın esaretinden kurtardı." Bizler çoğu zaman mecbur bırakılmadan öğrenemiyoruz sanırım. Yaradanın bu dersinin adı benim için "kendini öğrenme ". Kendi dilimi benliğimi öğrenmek için büyük fırsattır. Umarım artık sadece derdimi anlatacak kadar konuşabilirim..
Yüreğin dile getirdiğini işler kalem
El emeğidir,göz nurudur
Dilden döküleni alır kaleme
İsnat edilen her bir menkıbeyi

Kül rengidir bazen kömür
Alır uzunca bir ömür
Lügattan türetir onca kelime
Eş değersiz,belki de değersiz
Münazaralar,fikirler harp eder
İnce bir fetih ayarında
Naralar tutuşur dört bir yanda

Kol,kol açılır yekpare biçiminde
Edebiyattan bir ordu misali
Liriktir,biraz da manasız
Atıf olunan sözler dize,dize
Mana aleminin,manasız geçidinde(dünya denen yerde)
Israra dayalı varılır,hem yazar,hem söyleriz...

Beytullah GÜLŞEN
Yazan : Eda Uz Yılmaz
Yazan: Merve Yeşildağ

Rahmetli teyzem demişti ki ; "Bir kuş bir dala sığar!"
.
.
.

Şimdilerde görüyorum ki ne dal var kuşa yuva olacak ne de kuş bir dala konmaya cesaret edıyor..
İnsanlar da heybetli gözüken cisimlerinin altında kuş kadar yüreklerini sığdıracak bir yer bulamıyorlar..Yüreğiyle gelen çok az bulunurken onu yüreğiyle karşılayacak neredeyse yok denecek cinsten.. Tutunulan dallara ne oldu? Nerde bi dalda binlerin ötüştüğü o ahenkle baharı karşılayan kuş cıvıltıları..
Sanırım artık onlar da gurbet oldu bu dallara..
Dallar şimdi hasrette; vuslata çiçeklenmekte..
Dallar şimdi vefa beklemekte..
Dallar bin ah içerisinde
Dallar şimdi yorgun 
Aslında aslolan ne daldır ne de kuş..
Meselenin en nihayet aslı : 
Böylesi bir asırda :Sığınılacak yürek olabilmektir..
Hem sınanmak için geldiğimiz bu dünyada neden birbirimize sığınamıyoruz ki?
🍃🕊🌼
Yazan : Derya
Sen Galata  gülüşün ,koca şehrin 
Ortasında biraz yanlız ama güçlü...
Bense sana vurgun aciz deniz feneri,  
Işığı sönmeye yüz tutmuş sevdana gönüllü...

Yazan : Mavi

Bir insan aşık olabilir sevebilir lakin bu değildir ki umutsuz ve mutsuz bir yaşam sürecektir. Seversin ve bazen acıda çekersin önemli olan acıya hapsolmamak. Umutları hint kumaşından öte bir nesne yapmamak gerekir. Lakin sizde görüyorum ki aşk umutsuzluk, acı, keder, hüzün ve bir hapishane hücresi. Fani dünya da sadece an vardır yarına uyanacağını bilmediğin anlar. Ve siz bu anılarınızı bir hücrede acı hapsederek yaşıyorsunuz. Aşk Sevgi bu değil bu sizin tercihiniz. Siz aşka değil acıya aşıksınız. Ve benliğinizi hiçe sayarak dünyanın ondan ibaret olduğunu düşünüyorsunuz. Kendinize kör acıya prangalar takmışsınz. Dünyanız o varken dönüyor o varken mutluluk tabiri sizi buluyor. Fakat dünya o yokken de dönüyor. Kendinizi hiçe saymayın unutmayın. Ben varım diyin ve kendinizi mutlu edin acıyı sizi ele geçirmeden bitirin. Sağlıkla uyandığınız her gün umut vadediyorve lütfen bunu görün

Asırları Aşıp Gelmiş Bir Veli


Yazan : Yusuf CanÇelik
Çıkar dağların tepesine ve haykırır
nefesini yettiği yere kadar
sözler sukutuna merhem ölüverir bir an
o ki yer yüzünün en cesur ,en mert efedisi
yer iki şak yarılır ve çıkar ortaya bir tazı sıçramasıyla
beyan eder gökyüzüne
yazar denizlerin üzerine
okyanusları aşarak ulaşıverir mevzisine
şaşa kalır herkes bu adama
gözü pek ve deli cesareti
haykırır dağlara
ben buradayım der ve geri çekilir
seyre dalar insanları
vakitler geçer zaman akıp gider
ve zamanı gelir
duyulur bir ses, göklerden bir çağrı
çağlardan gelen bir emir
devrime başkaldıran bir vekil
bu adam vakarlı ,
heybetli ,uzun saçlı, geniş omuzlu tam bir deli kanlı
kız kardeşimin el işlemeli çeyizi nazikliğinde
annemin cesareti babamın içinde saklı merhameti
bu adam ki asırları aşıp gelmiş bir veli

8.09.2020

Yağmur

Yazan : Sümeyra Akmaz 

Yağmur yağarken bastırır bir şairin yalnızlığı.
İçinde atlar tepişir de kimse işitmez,
Şairane gönlünü hiç kimseler görmez. 
Bilmezler şiirlerinin ardında neler sakladıklarını;
Kaygılarını, sevinçlerini, ilk aşklarını... 
Defterlerine çiçekleri kim için sıkıştırdıklarını, 
Gülleri, papatyaları kim için kuruttuklarını,
Kim için kendilerini bir kumsala attıklarını
Gözlerinden kim için yaş akıttıklarını... 
Kimseler bilmez.

Şairin gönlü gökyüzü kadar geniştir bayım. 
İçerisinde binbir dikili mezar taşı vardır. 
Avuç içlerine sakladıkları, diken batmış elleri, 
Kalplere dokunan sihirli elleri vardır. 
Gecenin hüznüyle fotoğrafa bakıp uyudukları
Kalplerine gömdükleri sevdaları vardır.
Eserken bir rüzgarın dalından kopardığı yaprakları vardır. 

 
Korkuları da vardır. 
Yüzleşmek, şarkılarında sıkışıp kalmak gibi. 
En büyük korkuları da gizlenecek bir yer bulamaması. 
Güneş doğmaya meyilliyken başlar korkusu 
Gecenin zifiriliğine artık sığınamazlar. 
Ve
 saklanacak bir yer bulamazlar.
Yazan : Halil İbrahim Ongun

İsa'nın çarmıha gerilişindeki çaresizliği,
Barındırdı sinesinde yıllardır.
Kaldırıldı halıları, bayram vakti boştu minberi,
Sessizdi Ayasofya, beklemekteydi.

Bir ses duymayı istedi, müezzinin ezgilerinden,
Hasret kaldı namaz çağrılarına. 
Üstündeki haçlar kaldı üryan, hilaldense uzak,
Sessizdi Ayasofya, bekledi. 

Gökteki ay mertebesindedir nuru,
Secdedeki başları yükseltir arşta.
Umududur İslam'nın, Fatih'in yurdu, 
Sessizdi Ayasofya, zamanı geldi.

Ayasofya'nın Seslenişi

 Yazan : Rümeysa Altan


İsa'nın torunları inşa etti beni, kilise yaptı
Asırlarca içimde çanlar çalındı
Haçlılar yağmaladı canımı yaktı.
Muhammed'in bahsettiği o şanlı komutan
Fethetti Konstantiniye'yi, müjdeledi müslümanlar
"Ayasofya fethimizin sembolüdür." dedi
Minareler dikti camiye çevrildim
"Allahu Ekber" sesleriyle inledim taa göklere yükseldim.
Lakin yine susturuldum bu seferde müze oldum.
Yıllardır bugünü bekler gökte hilâlle dertleşirim
Ey Müslümanlar!
Yarın davetlimsiniz hepinizi beklerim.

Fatihin Tek Fethin Mübarek


Yazan : Merve Yeşildağ

Zafer esaretten kurtulmaksa ; yıllardır seferde oluşumuz aşikar.
Hasretten bitap düşerken yürekler ; avuçlar her daim gökte nazlı 
Kanayan gözlerimizle mübarek bir fethe bakmaksa sabır ; işte gözyaşıyla yıkanan yolların taştığı vuslat..
Heybenle süslerken koskoca bir şehri 
Şimdi: 
Biletini satanlara değil 
Abdestini alıp başını koyanlarasın kutsal..
Ne yerdeyiz ne de gökte 
Bugün hilal en tepede; yıldızlar parıltısıyla yoluna koyulan başlara inmekte..
Nerdesin Ey Haçlı
Ecdadın verdiği ağız payı
Şimdi bizim alnımızın akı

Ayasofya

Yazan : Eda Uz Yılmaz


~Fatih 'in emaneti gözümüzün nur' u Ayasofya! Gökyüzündeki hilal
Tevafuk ya üzerinde parlar
Ne çanlar çaldı vaktinde
Şimdi ise ezanlar...
Duyduğum İsa'nın sesimi
Ruhumu sarmalayan
Vakit geldi demek..
Boynunda haçlı pederlerin
Aldı yerini sesi güzel hafızlar..
Hadi Ayasofya!
Tüm ihtişamınla
Dünya'yı selamla.... ~

Yazmak

Yazan : Yusuf CanÇelik

Yazmak kalemle kağıda
Zihninden geçenleri .
Dilinin söyleyemediklerini.
İçinde dağ gibi biriken hisleri.
Yazmak kalemle düşlerimi .
Zihnimi kemiren düşünceleri.
Anlatamamak zihnim de çoğalan düşleri.
Sadece yazabilmek ne demek bilir misin.
Mürekkebi sadece göz yaşı olan kalemi.
Bilir misin yağmurun sesini ve yine
bilirmisin en güzel çiçeklerin sen de yetiştirdiğimi.
Yazan : İlayda 

Yavaştan bir rüzgar esiyor
Yüreğimden çıkıp gönlüme akan 
Yaşlar kuruyor
Seni sensiz yaşamak zorken
Yokluğun bile bazen
Senden bile iyi geliyor 
Uzak dursam da kendimden 
Sende bir şeyler var ki
Beni kendime getiriyor 
Ruhumun senden bir parça olduğunu bilmek 
İçime bir nebze su serpiyor
Zamansızlığın kıyısız okyanuslarının 
Dalgaları adeta yüzüme çarpıyor 
Zaman geçiyor ama anısı kalıyor 
Acı da eskisi kadar acıtmıyor 
Kalemi unutan ellerim 
Senden olduğu gibi şimdi de
Kalemden vazgeçmiyor 
Sevdaya şahitlik eden gökyüzü 
Beraberinde yağmurları getiriyor 
Yağmurdan gelen toprak kokusu var ya hani
En sevdiğin 
Ciğerlerime doluyor
Unutmaktan korkan insan
Kendi için unutmaya mahkum oluyor
Yazan : Mavi
Kalbim bir şairin kelimelerine çobanlık eder gibi
İki yolun arasında kalan bir çoban
Annem yüreğimdeki çakmak meczupla harlanırken
Aklım sevdamı anmakla meşgul
Anne, annem
Tesbihim tanrıyı zikrederken
Bir seher vakti
Vazgeçtim gözümden sakındığım sevdadan
Ve şimdilerde
Tek ihtiyacım sensin anne
Bir hayalin bir de gece derdime çare
Yazan : Rukiye Öksüz
Hz Zeynep değilim belki . Ama derdim benzer bir nebze . Dermansız bir sevdadır gönlümde .belkide tanrının sınadığı noktadır haram sevdam . Tutsak tutamam , gönül suskun , dil lal olmuş sevdaya . Tesbih tanesi gibi tek tek onunla dökülmek vardı tanrı yoluna . Haram sevdam mühürledi kalpleri. Belkide cehennem cennete olan aşkından yanmıştı , bir çakmak misali kendi kendime yandım , bittim . Bitirdi beni haram sevdam
Yazan : Güllü

Mevsimlerden papatya sanki tanrıya sitemli ruhum ve gencecik ölü bedenler kokuyor dört bir yanım. Evet doğru duydunuz tanrıya sitemliyim. En çokta yaratığı sağır kalpli insanlığa sitemim büyük. Uyanın artık Gül Hanım, Ahmet Bey, Saliha teyze... Ve niceleri uyanın bu bitmeyen çığlıklara. Ölen masum bedenlerin yanı başındayız her birimiz. Hayır kimseyi yargılamıyorum. Ama çok değil mi bu çığlıklar? Neden kimse işitmiyor? Neyin kefaretini ödüyor bu bedenler? Burnumuz hiç yanmıyor... Acıyan canlara acımıyor canımız ama dönüp bakmıyoruz bile kanlı yüreklerimize. Yavaş yavaş körleşiyoruz çevremizdeki saz arabası sahiplerini, aslında kimsesiz oluşumuzu bile farketmiyoruz. Ölüm... Evet ölüm kader değil artık. Nasıl bir yazgı bu kadar acımasız olabilir ki?
 Yazan : Mavi 

Yaşın hep on dokuz
Yokluğunu dile getirecek kelime yok 
Ya da ben bilmiyorum 
Bildiğim tek şey var 
Yaşın hep on dokuz 
Yıllar da değiştirmiyor artık 
Doğum günün de kutlamıyor 
Çünkü yoksun 
Öyle bir gittin ki
Gökyüzü ağladı 
Seni tanımayanlar gidişine ağıtlar yaktı 
Yokluğun diyorum Ömerim 
Hangi cümleye denk
Yazan : Gülser  Çelik

Bugün yine senin için gözyaşı döküyorum Türkiyem
Sende olamadığım her gün,
Sende nefes alamadığım her gün,
Yüreğime ateş düşürüyor.
Herkesin bir hayali vardır ya
Benim de hayalim sensin Türkiyem.
Sende doğmak Nasip olmadı bana,
Ama Sende ölmek belki Nasip olur,
Toprağının altında yattığımda hiç kimse ayıramaz bizi.
Yüreğim hasretinle yanıp kavrulurken,
Sana kavuşmak için günleri sayıyorum,
O an bir heyecan sarıyor içimi,Sana kavuşma heyecanı.
Çok isterdim be Türkiyem,
Her gün senin sokağında gezmeyi,
Hergün Senin Havanı içime çekmeyi,
Çan sesi yerine Ezan sesini dinlemeyi,
Ve uğruna canımı verebileceğim Bayrağın dalgalanışını izlemeyi.
Ben seni çok özledim Türkiyem.
Bu hasrete daha fazla dayanabilir miyim bilmiyorum,
Gurbetin bizi daha kaç kere ayıracağına da bilmiyorum,
Tek bildiğim seni ölesiye özlediğim.
En yakın zamanda kavuşmak dileği ile.
Yazan Mavi


Sokak lambasına bakıp duruyorum 
Kafamda binbir lügat
Bir kırgınlık ne kadar mahvebilir ki insanı
Sanırım incinmiş tüm kemiklerim
Gözlerimi bir veda edasıyla
Kapatıyorum bu şehrin hırçın sokaklarına
Yazan : Nefise Eren 

Vuslatı bekleyen sıla hasretiyle kavruluyor yüreğim..
Açıldım uçsuz bucaksız, hazin denizlere.. 
Usanmadan çeker kahrımı kalbimin küreği.
Meftun olmuş sana  kan çanağı gözlerim,
Seni limanımda arar, beklerim.. 
Kıyılara vuramadı seni arayan sözcüklerim,
Dalgalara karıştı da mani olamadım. 
Haber aldım güvercinlerden, 
Bambaşka rıhtımlara yanaşmış. 
Ki zaten sende hiç beklemedin, 
Bu yüzden seni beklediğim limanıma gözlerimi çeviremedim ..
Yazan : Güllü

Çok şey istemiyorum
Bazı şeylerin zamanı gelsin,
Bazı insanlar çocuk kalsın,
Umursamıyorum yaralarımı da, yara açanlarımıda, 
Bir şarkıyı mırıldanıp kafa dinlemek, 
Bu ağrıyı unutucak huzuru, 
Kefaret istiyorum. 
Çok şey istemiyorum artık
Sadece seni sevecek,
Ay ışığında adını haykıracak kadar özgür olmak istiyorum.
Yazan : Mavi

Ruhumu mesken belleyip
Kapımda sabahlamışsın
Gözlerime umut bağlayıp
Hayata sarılmışsın
Sesimde huzur bulup
Şükür etmişsin 
Ben ki 
Senden Bi haber
Kapıma koyduğun çiçekleri ezmişim 
Gözlerimi başkasına açmışım 
Sesimde  cahilce yanmışım 
Pejmürde kalbim 
Seni arıyor, seni soruyor 
Çiçeklerini ezdiğim uçurum 
Neredesin 
Çölümün kuraklığı alevleniyor
Issız diyarlara kuşlar göçüyor 
Sinem avaz avaz  sızlıyor 
Ve umut tükendikçe ağlıyor

Saklı Hisler

Yazan : Yusuf CanÇelik

Yine aklıma geldin bir gece yarısı
hüzünlendim birden
geçmişteki günler geldi aklıma
seni ne kadar çok sevdiğimi geldi
kalbimde buruk bir sızı oluştu
bilmem neden unutmuştum halbuki
haykırasım geldi bir an seni hiç unutamadığım
aklımdan hiç çıkmadığını haykırasım geldi
ve yine her zaman ki gibi yapamadım
sadece ağladım sessizce
kimse duymasın diye
yine aynı işte en iyi sen bilirsin
seni ne kadar sevdiğimi sen yanımda olmasan da hep çok seveceğimi
ve son bir şey diyeceğim sevgilim
seni hep sevdim ölene kadar da seveceğim
Yazan : İlayda

Son defa şiir yazmak ister mi insan?
Ben istiyorum bazen
Aklıma gelme diye gözümden düşme diye
Yüreğimdeki seni yaka yaka
Sana yana yana
Senden yana olsam da
Yazmak istemiyorum yokluğuna
Aslında varlığın kadar yokluğun da benden bir parça
Doğmuş gibi hissediyorum sonuma
Alışmak istemiyorum yokluğuna
Gözlerini bir kez gördüm ya
Nasıl unuturum acaba
Duydum bir Kere sesini
Nasıl unutacağım anlatsana
Yanacağım belki her gece olmayışımıza olamayışımıza 
Ne kadar istesem de inanmayı sana 
Ama inanmamalıyım bu defa 
Artık sadece cehennemde karşılaşma umuduyla.
Yazan: Sümeyra Akmaz

Güneş seninle doğuyor, seninle batıyor. 
Ellerin ve sesin nasıl da şiir kokuyor? 
Gamzelerin yüreğimi sarhoş ediyor, 
Şiir kokan dudaklarında kayboluyorum. 

Ahh yeniden, bir kerecik daha seni görsem
Gözlerinin kahvesinde hep takılı kalsam. 
Mekan dursa, sen ve ben bir de şiir kalsa
Ben yeniden senin sesinle dirileceğim.
Yazan : Yusuf Can Çelik
Bir tokum yeşerirken baharın güzelliğin de,
açan çiçekler feda ederdi kendilerini yeniden var olmak için.
Kısraklar koşardı uçsuz bucaksız yaylalarda.
Kapı önlerine bırakılmış çocuk kaderi çizilmişti .
Penceresinden dikizlediğim hayatıma .
Kuşanmış silahını amansız koşarken savaşın ortasına.
Son mısrası eksik şiir gibi sürüyordu hayatım.
Beklemek dar sokaklarda, taş duvarlarla çevrilmiş düşleri.
Beklemek güzel derdi annem, beklediğin şeyin değerini anlarsın.
Keşke anne beklemenin acı verdiğini de söyleseydin,
gece yarısı yüreğim üşümesin diye üstümü
 örterken.
 keşkelerin çare olmadığı acımla.
kapıyorum ayaz geceye gözlerimi...
Yazan : Güllü

İç çekişlerimin faili adam...
Yere düşen kaçıncı kanlı kurşun? 
Her kurşun da düğüm düğüm bir acı. 
Göğsümde koca kışı taşıyorum sanki, 
Koynumda can çekişirken... 
Ezilen ruhum, omurgamı eritiyor,
Ahh be adam... 
Zihnimin ücra köşelerinde kitli bir kapı,
Kabının bekçileri kan ve gözyaşı, 
Susuyorum... 
Dilimin ucunu yakıyor kelimeler. 
Ve ben yine sana susuyorum.  
Duy sessiz çığlıklarımı, 
Gör artık tükenen kimsesiz bakışlarımı... 
Çabuk soğuyor ruhum,
Geç olmadan gel adam, 
Gel ki nefretim hasretimden ağır basmasın.
Yazan : Mavi

Nasıl kaçılır ki bu çağdan
Etrafta insanlar telaş içinde 
Ne gariptir ki insanlığı arıyorlar 
Söylesene Mathilda 
İnsanlıkları giysilerden ibaret mi 
Yoksa gerçekten kaybetmişler mi 
Bak bugün yine bir prenses öldürülmüş 
İçimde binlerce kez kıyamet kopsa da
Çağın insancıkları kronik bir olay gibi 
Bakıp durur  Mathilda
Söleyecek birşey mi bulamıyorsun 
Ses ver Mathilda 
İçimde bir kıyamet daha kopuyor 
İnsanlığı ararken Mathildayı da öldürmüşler

Kelebek

Yazan: Yusuf Can Çelik

Kehanetti sizce düşüncelerim
Hiç benim açımdan bakmadınız ki
Çalkantılı dünyada sürüp giden yaşantım
Önümde aniden beliren sayısızca engel
Derinliği beli olmayan kuyuda gibiyim
Çıkmak için çabalıyorum saatlerce, günlerce, aylarca
Her hamlemde yine geri düşüyorum
Etraf zifiri karanlık
Çığlık seslerim Arşı âlâ dan duyulmakta
Son demlerini yaşayan kelebek gibi
Bütün yaşantım gözümün önünde akıp geçmekte
Bahçede misketle oynayışım
Annemden gül nazikliğinde dayak yiyişim
Babamla saatlerce top oynayışım
Yalancı bir aşk arkasından
günlerce göz yaşı döküşlerim
Hepsi gözümün önünden akıp gitmekte
Uçuyorum kanatları çıkmış taze kelebek heyecanıyla
Bana bitmez tükenmez gelen yaşantım
Bir günden ibaret olduğunu öğrenene dek
Yazan : Eda Uz Yılmaz

~Ezan sesi eşliğinde
Semayı temaşa ediyorum
Uyku sarhoşu gözlerim
Bir meteorun kayarken saçtığı ateşe şahitlik ediyor
Ay gizlenmiş bulutların arasından sanki beni izliyor
Minarede yankılanan o ses
Diyor ki ;
Essalatü hayrun minennevm
Diyorum ki ;
Saddakte ve berirte.... ~



Yazan :Mavi

Fatihin şerefi ayasofya
Seni çırılçıplak soyanları devirdi
Kördüğümü çözdü fatihin torunları
Semada yankılanıyor fethin
Ey haçlı gel gör
İsa şahitlik ediyor 
Bir hilal gölgesinde dindi gözyaşları 
Gürül gürül akıyor kuran sesleri
Şadırvanda güvercinler uçuşup zikrediyor 
Bu gece ayasofya ayrı bir güzel 
Ezan sesi sarmış dört bir yanı
Ayasofya ayrı bir güzel 
Tebessüm belirmiş minarelerinde

Firuze

Yazan : Zehra Nur

Mevsimlerden sonbahar, gönül ağacım döküyor yine yapraklarını birer birer. İçimi kaplamış bir kara hüzün neden olduğunu anlayamadığım.Sabahın ilk saatleri Firuze, güneş ışığı yüzüme vuruyor.
Sonra sen geliyorsun işte aklıma yüzüne güneş vurmasın diye önünde dikilirdim hep. O narin cildin zarar görür de kıyamam diye.
Ahh Firuze ne de çok özlemişim seni, kokun burnumda tütüyor.
Hani sürekli sıktığın bir koku vardı neydi ismi hatırlayamadım bak şimdi. Olsun  ama kokusu  ezberimde kaldı ya Firuze. 
Bir tesbih vermiştin bana hatırlar mısın? El yapımı, kehribar. Geçenlerde yolda yürürken mantomun cebinden düşüvermiş kaldırım kenarına.
Mahalle çocuklarından biri bağırdı sokağın başından Kemal Abi, Kemal Abi! diye. Anlayamadım önce, bir de baktım gözümün nurunun yadigarı, tesbihim. Öpüverdim çocuğu alnından, teşekkür ettim. Ya kaybetseydim Firuzem ne kalırdı senden bana başka? 

O güzel gözlerinden öperim Yarim. Vuslat boyun borcudur, razı gelmek düşer bize de. 
Hasretimizin biteceği güne ulaşmak temennisiyle.. 

(ilk bölüm)

Ayasofya

Yazan : Güllü

Ey sen Ayasofya;
Kaç hükümdara taç giydirdin? 
Meryem kapında kucakladı İsayı, 
Duvarlarında yankılandı asırlarca çan sesleri, 
Kaç ruhu kutsadın bir haç gölgesinde? 
Onlarca şaire ilham olan Ayasofya, 
Bir hilal omzunda dindi gözyaşların. 
Ve yine bir hilal göğsünde aktı tüm yaşların, 
Bak duyor musun? 
Bu gece senin için yankılanıyor bu eşsiz sesler,
Evet doğru işitin koynunda büyüttüğün bu hilal bu gece tekrar kurutacak tüm yaşlarını.

8.08.2020

İnsana İnsan Lazım

Yazan Metin Muhacir

Yalnızlık… Okunması kolay, yaşanması güç bir durumdur. Yalnız kalmakla, yalnız kalmayı istemek aynı şey değildir. Biri mecburiyet, diğeri tercihtir. Dışarıdan her ne kadar havalı görünse de, içerisi toz dumandır. Yalnızlığı tatmış olan şahısların istediği tek şeyin, bir daha yalnız kalmak istememesi durumu ağır basar. Kişiden kişiye göre değişir mi, neden olmasın? 
Sevgili okur, insanoğlu her duruma ayak uydurabilme tabiatına sahip olduğu gibi, yalnızlığa da ayak uydurabilir. Fakat yine de sevgili okur, yalnızlık insanoğlunun tabiatına aykırıdır. Şöyle düşünecek olursak, hayatında en çok istediğin şeyi başardın, aşırı mutlusun ve onu birisiyle paylaşma hissiyatı duydun. Kimle paylaşacaksın, duvarlarla mı? Ben denedim, anlattım da hatta. Ne oldu biliyor musun? Reaksiyon bekledim, gelmedi. Heyecanımı paylaşsın istedim, yetemedi. Yahu tatlı tatlı anlatıyorum diye beni öpsün istedim, umurunda bile olmadı. Sonra oturduğun yerde öylece kalıyorsun, o heyecanın kursağında düğümlenmesi de cabası! Önce keşke birisi olsa diyorsun. Sonra bakıyorsun kimse yok, kursağımda kalacağına keşke satmasaydım diyorsun. Yılların emeğini bir anın yalnızlığına sığdırıp, evin penceresinden yağmuru izlemeye başlıyorsun. Hâlbuki eve gelirken o yağmurdan kaçıyordun. Şimdi onunla bütünsün. Peki sonra ne oluyor biliyor musun? Nerden bileceksin, yaşadın mı ki? Hoş, bilsen de bilmesen de, yara bere içinde bu yollardan geçeceksin, demiş Sezen Aksu… Bir zaman sonra hayata küsmeler başlıyor. Yerli yersiz sinirlenmeler, mutfakta yığılmış bulaşıklar, masanın üzerinde katmanlaşmış tozlar, gardıropta kırışmış giysiler, iştahsızlık ve daha nicesi! Bu berduşluk çoğu insana tarz veya cazip de gelebilir, ama gelmesin. Ya da yumuşatalım, gelmemeli. Yalnızlığı tercih ediyorsan şanlısın. Bir de mecbur olanları düşün. İyi düşünmeli ama… İyi düşünmeli ki, kaybettiğin insanı yeniden kazanmayı öğrenesin. İyi düşünmeli ki, insan sevmeyi öğrenesin. Yine iyi düşünmeli ki, kırgınlıkların ve kızgınlıkların içsel onarımını kontrol edebilmeyi öğrenesin. 
Ve sevgili okur, inan bana çok değerlisin. Yine inan bana ki, hayatındaki insanlar da çok değerli. Kişisel gelişim edebiyatı yapmak için söylemiyorum. Hayatın içinde her şey var, fakat yalnızlığın içi bomboş. Derin bir kuyu… O yüzdendir ki, yalnızlığın hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, lakin insana insan lazımdır.


Misal , deniz olası geliyor insanın

 Misal , deniz olası geliyor insanın İnsanın kuş olup süzülesi geliyor Dilinin ucuna dalgalanan sözcükleri haykırmak istiyor kıyıdakilere.. ...