6.30.2020

Papatya

Yazar:Abdurrahman Arslan

Papatya 
Bekleyişi nisan yağmuru gibiydi,
Her damlası, binlerce amin getirdi,
Zamanın sahibinden, bir müjdeydi, 
Baharın habercisi, küçükçük minik papatya.

Zerafeti duruşunda saklı,
Naifliği yaprağında gizli,
Asaleti toprağından bildi,
Ürkek, utangaçtı, yüreği,
Rüzgâr denen acıya, edeple boyun eydi.

Kim etti seni yalancı sevdalara kurban,
Kim kırdı seni umarsızca dalından,
Ne istediler yaprağından, dalından
Vazgeçmedim sana yüklediğim umutlarımdan. 

Sadeliğin, sevgi makamından, haber varmı,
Beklediğim ummanlar, sana darmı,
Söyle papatya, senin gönlünde, 
Yaprak namına, bir ben varmı.

Beklemek gerekir dediler baharı,
Nasıl geçer, bu beklemenin ahu zarı,
Sensiz geçen kışların, ahu efganı, 
Sessizliğe hapsolmuş, gönlün viranı.

Gözyaşlarımla yağmurlar getirsem,
Elif gibi, sevdaya dimdik düşsem,
Vav gibi secdelerde yücelsem,
Buralarda değil belki, cennetlerde seni görsem.

Suretine bakmadan yansam ,
Mum misali erisem,
İmtihana şefkatle, sabırla, göğüs gersem,
Tebessüm edip beklesem,
Bir ömür içimde, hiç solmadan beklesen.

Sonsuza varsak toprağında,
Kalemleri kırsak, aşk otağında,
Edep dilinde, bir şiir olsak,
Mahvolmasak cellatların fani harında . 

Gönülde bir papatya taşıyan,
Nasıl umutsuz kalır bir an,
Yanmaz mı hiç, aşk için ağlayan,
Nasıl konuşsun papatyadan başka söz duymayan . 

Bekleme papatya,
Seninle birlikte, bahar gönlümde her an,
Yoksa yakar ikimizide, umarsızca zaman,
Bırak hüznü perişanı,
Gönlümde yeşertirim ben seninle her anı. . .

(.)

6.26.2020

İstiyorum Sesizce

Yazar Abdurrahman Arslan

Yuvasını bulmuş, kuş sevinci 
İstiyorum içimde,
Kanatlarım çırpınırken zaman denen 
Gökyüzünde,
Aramdk değil beklemenin güneşiyle
aydınlanmak,
Rüzgarın huzurunda esir kalmak istiyorum
Sesizce...
  (.)

Yazar : Canan Kaykı

Lügat
Sessizim, sarhoşum
Çaresiz ve mutsuzum
Nasılım bilmiyorum
Lügat evet lügat
O bulsun nasıl olduğumu
O seçsin kelimeleri
O bilsin benim hâlım


Yazar: Yunus Kacar

Bir ütopyanın peşinde bu çocuklar 
Yaşanılan koca bir distopya
Temiz duyguların karanlık gecelere mahkumiyeti;
Merhamet dolu kalplerin zalim nefislere teslimiyetidir.
.

Hayır! Demokrasinin masum özgürlüğü;
Paranın yüzünü görene kadardır!
Elbet mazlumadır zindanlar kara hayatlar
Sosyal eşitliğin insanlara olan hükmü;
Reklam sahnelerinin bittiği yere kadardır!
.

Güneş altında güneşe meydan okuyan
Karanlığın gücü adına bir yeraltı dünyası
Tüm makamların en üst tahtına oturan
Okumuş cahillerin padişahlık sevdası
.
Nerede? Nur'a selam duran çocuklar
Beyaza en çok yakışan siyahi merhamet
Batan bir gemidir bu! Durmak yok çocuklar
Ebedi hayata henüz göçmedi adalet.

Aydın Eleştirisi

   

Yazar: Hasan Gökhan Atmaca


             AYDIN ELEŞTİRİSİ 

Türk Dil Kurumu da “aydın” kelimesinin tanımını kültürlü, okumuş, görgülü, ileri düşünceli (kimse), münevver, entelektüel olarak vermektedir. Bu bakımdan çağrışım kelimenin hakiki manasıyla örtüşmektedir. Ancak kültürlü insan, aydın insan çağrışımı her zaman olumlu hisler ortaya çıkarmaz. Zira kültürlü insan daha ziyade kendi milletinin ruh aleminde derinlemesine yer alırken, Aydın dediğimiz kesim ise gemisini başka alemlerin limalarına demirlemektedir. Özellikle Tanzimat dönemiyle birlikte Batının fikirlerine sığınmaya çalışmıştır. İslamiyetten uzaklaşmıştır. Tarihçi yazar Osman Turan: “İslamiyet hakkında umumi bir bilgiye sahip olmayan Türk münevverinin, tahsil derecesi ne olursa olsun, hakkikatte kökünden kopmuş bulunduğu cihetle, aydın sayılması da imkansızdır” sözünü de yeri gelmişken kullanmak gerekir. Zira gününüzde boynunda fuları, kısa şortuyla, içki içen kesimi toplum olarak okumuş, aydın kesim olarak nitelendirilmektedir. Ve aydın olarak adlandırılan bu kesim karşıt görüşlü yani muhafazakar kesimi yobazlık ve gericilikle suçlayarak onları ötekileştirmeye devam etmektedir. Yani tüm topluma değil de belli bir kesime hitap etmektedir. Ama Cemil Meriç’in dediği gibi; Millet intelijansyıla birlikte millettir. Kendisinden utanan bir intelijansiya ne getirebilir.”(kırkambar). 

Gerçek bir Aydın halkının, toplumun haklarını düşman dünyaya karşı savunmak mecburiyetinde iken, toplunun ektiği çiçekleri kurutmak için elinden geleni yapmaktadır. Hayat tecrübeleri, davaları, umutları hep vatanı için olması gerekirken, halkı ile empati kurması gerekirken bunlardan kaçarak Emperyalist Batının kanatları altında kendisine yer bulma amacına girmiştir. Ve ülkeden kaçmaya çalışmışlardır. Kalanlar ise ülkeyi Babil Kulesine çevirmeye çalıştılar. 

Aydınlar üzerine en büyük eleştiriler Cemil Meriç tarafından yapılmaktadır. Bu Ülke adlı yapıtında; “Hayır, onlar Türkiye’nin insanından şikayetçi. İnsanından, yani kendilerinden. Aynaya tahamülleri yok. Vatanlarını yaşanmaz bulanlar, vatanlarını “yaşanmaz”laştıranlardır.Türk aydını, Kitab-ı Mukaddes’in Serseri Yahudisi… Hangi Türk aydını? Kaçanlar ne Türk, ne aydın. Bu firar bir Kabil Komleksi.”(bu ülke, s.97) diyerek korkaklıklarını dile getirmektedir. 

Aslında bunlar aydınların bize ihanetidir. Ahde vefasızlıkları, toplumun göyüzünden dökülen sorunlarına karşı ellerindeki ihanet şemsiyesini tutarak kaçmaya çalıştılar. Kendileri, kimi zaman modern şehirlerin karanlık dehlizlerinde kimi zaman da, fildişi kulede ahaliye ahkam keserler. Ama halktan gelen tepkilerin ardından ahaliyi “meczup” makamına yerleştirmekte tereddüt göstermezler. Bu durum özellikle Tanzimat Döneminden itibaren Kelebek etkisiyle günümüze gelmiştir. Halk ile vuslat gayeleri yoktur. Kelamları kendi dünyalarında silah gibi halka doğrultup, münzevi hayatlarından hüküm sürmeye çalışırlar. Dayandıkları “izmler” bir sıtma gibi halka yapıştırırlar. Halka yakın olan aydınları ise, yalnızlık rıhtımına terk ederler. Toplumsal fikir hayatında yapamadıkları soykırımı, halka yakın olan aydınlar üzerinde yaparlar. 

Toplum ile aralarındaki berlin duvarını yıkma gayeleri yoktur. Onlara sirayet eden megalomanist anlayışın zincirlerine mahkumdurlar. Rehavete kapılan yeni nesle yol göstermesi, onların zihinlerini ve fikirleri sukunet ve huşu içinde anlayıp, yaşamın her anında kendini tanımalarına yardımcı olmaları gerekir toplumdan. Ama kaplerine işleyen havaslık onlarla aralarındaki bağı koparmıştır. Bir nefesine bile hükmedemedikleri, bir saniyesinin bile değerinin olmadığı bu yaşam da sadece zahiri olan tarafıyla yetinip, Batınıyi görmemedikleri için  biçare tavırlarıyla tarihten silinip, yok olmaya mahkum olmaya mecburdurlar. 

“Bâkî kalan bu kubbede hoş bir sada imiş.” Böyle diyor şair Baki. Asılolan kim olduğumuz değil, geriye ne bıraktığımızdır. Toplumun, acılarına, hasretlerine, aşklarına dokunacak, onları paylaşacak aydınlar gerekir. Solipist, takbih, hodgam anlayışa sahip aydınlar değil. Bunlar aşılırsa belki distopik anlayıştan kurtulup ütopik anlıyışa geçilebilir. 

    Kalem tutanlara ve Kaleme and olsun…


      

Sen diye bir sen var 
Kalbimin köşelerinde..
Okurken sen konuşurken sen düşünürken sen
 hislerim sen oluyor..
Sonra
Çehrendeki hüzünlü tebessümün aklıma düşer lâl olur sükût ederim"
.
Saide Yılmaz

6.23.2020

Bana bakışın, bana gülüşün 
Eriyen bir mum gibiyim karşısında bu tebessümün 
Rahatlık çökmedi bulutlarla yağmur gibi
İmrendim, sana yağmur olamadığım için 
Ve düşündüm kuşun kanadındaki sevdayı
Anladım, vazgeçilmeyecek
Nolursa olsun bu ruh seni hep sevecek 
Parlayacak gökte Yıldız gibi
Arbedede savrulan bir yumruk gibi
Rahmine düştün mü aşkın, kederin 
Lamba gibi yanar söner başında senin 
Aklına kazınır ve kaybolur tüm şehir 
Karanlıklara gizlenir ömrün katran sevdiceği
.
Cüneyd Ensari

Hasretin Titreşimi

  YAZAR: AHMET FURKAN ARSLAN
      
     


Kendine gel kendine ölüm sırrı kendi
dengine
 İçimdeki yara geçmiyor sara sara 
 Acının büyüğünü yaşattı bana 
Zalimin ahvali hakka kala

Ölüme çok az kala öpsem ellini ,sımsıkı 
sarılsam 
Hasret gidersem yıllar geçerken 
Göz yaşlarımla özledim derken 
Hala seslenirim cansız bedenimden 


Titrer dudaklarım özledim derken 
Bir sabah  erken çıkarsa karşıma 
Çektiğim sıkıntıyı anlatma sakına
Dilimde düğüm içimde hasret 
Hürmetin en saygını sana hizmet 
Titrer dudaklarım özledim derken 

6.21.2020

Mozaikler Ağladı

Yazar : Aliye Nur AKSEL
Mozaikler Ağladı
Bardağa koyduğum tarih şerbetim aldığı kadar, 
Ayasofya okuduğum kadar kağıdıma dökülür. 
Onu tanımayan gözler, size ne utançdır. 
Oku yiğidim bari sözcükler tekrarlansın. 
Tarihin kademe kademe aldığı sayfalar, 
Bugün ayasofyadan anlatsın. 
Naçar kalmış bu millet duymadıklarına ağlasın. 
Ayasofya yıllarca bizans soytarısına ağladı, 
Duvarlarına işlenmiş mozaiklere kireç boyandı. 
Bitmedi ondaki bizans nefreti
Kubben sevmedi onu defalarca tekrir etti. 
Söküp attıramadı o mozaik işlemeleri
Sultan ahmet de yüreği buruk yıllarca inledi. 
Fatih istanbulun kahramanıydı, ayasofyanın ilk aşkı
Sırtını yasladığı iki kubbe ona fatihin armağanıydı
Sana dokunan kutlu eller , asırlarca yaşadı
Toprağın kutsal toprak, sermayen aziz vatandı. 
Sen konuştun kimse duymadı
Onlar ki kulakları sağır, gözleri kör olandı. 
Mekkenin gönlünü almadan toprakları mabet olmadı. 
Ayet söyledi bizans ise hiç durmadı. 
Sen tarihimizin emaneti ayasofya
İslama açıldın, her kapından anadoluya karıştın
Başka milletin lehçesi karışık, sen islamla tanıştın. 

Anisa

Yazar : Samet Ateş

Anlatsana Anisa, Gökyüzünü. 
Kaybolmak değil midir,
Mavi umutlar arasında, ufkun?
Bulmak değil midir içinde kendinden bir parça?
Belki de bir parça hüzün...
Gökyüzü diyorum, iyiki var.
Ah! Nereye sığabilirdik ki başka.
İçimizdeki zarif hüznümüzle.

Ve işte sevgilim gitme vaktidir
Mavi hayallere, mavi umutlara
Belki uzaktır bana gökyüzü ama,
Gözlerim uzaklara dalıyor Anisa.

Papatyalar, kıyma onlara Anisa
Seviyor demezde, naz yaptırırlar işte.
Bilakis bunu benim dememi beklerler.
Papatyalar gibi, sende bekleyecekmisin beni?
Kader, ne uzun yol Anisa..

Papatyalar, kıyma onlara Anisa
Geldiğimde taç yapacağım onlardan saçlarına.
Utangaç bakışlarla gözlerime bakacaksın.
Ve gözlerin, yine eskisi kadar güzel

Uzaklığıyla, bir o kadarda yakın olan
Maviliğiyle ikimizi de birden saran 
Bizim olan gökyüzü bizi bekler.

Cânım uzaklara gitmek istiyor Anisa.
Gidelim mi?

Yalnızlık Senfonisi

Yazar: Cüneyt Ensari

YALNIZLIK SENFONİSİ
Yalnızlık,
Hergün farklı insanlara saklanıp 
Kendini tatmin etme sanatı
Ve hergüne 1001 beden sığdıran insanların korkaklığı 
Sevdalı dünyalar 
Ve sevdalı sen 
Dilimden  firar eden birkaç söz parçası 
Her bakışta bana, seni hatırlatıyor 
Sana,yalnızlık gibi 
Sinsice sokulan ağaç dalları;
Sen bana 
Yalnızlık sana gelince gel 
Güneşi kapatınca, filizlenip uzayıver
Vücudunun her uzvuna yayılınca aşk ;
Sen bana yalnızlık kadar nankör olmadan gel
Yazar : Murat Öztürk

Yaralardan sıyrılmak
Ne münasebet
İçin acımadan gönlün kanamadan
Gözlerine hüzün dolmadan
Çaresiz kalmadan
Gitmen ne mümkün ki

Yaradan sıyrılmak 
Ne münasebet 
Daha yaşamadan maziyi
Anıları gögsünde eritmeden
İzleri silmeden
Gitmen ne mümkün ki

Yaradan sıyrılmak
Ne münasebet
Uçurumlardan düşmeden
Dizin kanamadan
Sırtın bükülmeden
Gitmen ne mümkün ki

Yaradan sıyrılmak
Ne münasebet
İçinde şimşekler çakmadan
Yağmur suyunda boğulmadan
Acıyı her yerinde yaşamadan 
Gitmen ne mümkün ki
Yazar: Hasan Gökhan Atmaca

Belki geçtim aranızdan 
Vaktin yorgunluğundan 
Gülün küskünlüğünden
yağmurlu gecesi mayıslarda
Caddelerde maskeli balo soytarıları;
Bizans kaldırımlarında gözlerinin 
kenarına bulaşmış günah izleriyle 
Kızıl kahkalar atıyorlar anbean / gecenin sefilcümbüşündekasılmışyüzlerle..
Kadınlar / kirli sokaklar / unutulmuş yalnızlıklarda iskeletli leylaklar kokusu. 
Ardımsıra gelen karanlık içindeki masal devlerinin ellerinde kör namlular.
Ateşten ayrılık duygusuna koşuyorum.
dört nala dolu dizgin atlarla 
karanlık kuyuların dipsiz dehlizlerinde.
/
Sen ellerinde boynu bükük dağ laleleri 
Ve yanı başında kefenlere sarılı ölülerle 
bir umut vakti bekliyorsun. 
Maskeli soytarılar / masal devleri / kadınlar 
eflâtun renkli şehrin çıplak ve / 
karanlık ağaçlarına esirim
Kalbiminayaklarıkayıyor / boşluğa 


Yazar : Murat Öztürk

Söyle  menesa bu son gidiş mi?
Gönlümüzdeki son mavi mi?
Söyle menesa söyle
Bu ne zamanın gidişi

Ağıtlar yakan şarkı mısın
Gönüler de kalan kahverengi mi?
Söyle neysin!
Hüzün mü mutluluk mu?

Kalmadı sensiz mecalim
Umutlarına takılıp düşmekten
Söyle menesa söyle
Bu görünmeyen renklerin sözü mü

Kalmadı rüzgarımda ki kokun
Uçan kuşum takattan düştü
Söyle menesa söyle
Bu ne zamanın gidişi

Gökyüzü düştü hayallerime
Gidişinle tek gölgem kaldı
Söyle menesa söyle!
Bu görünmeyen renklerin sözü mü
Yazar : Abdurrahman Arslan

Hep kitaplara sarıldık,
En temiz sayfalar, kucakladı bizi,
Kahve kokusunda,
Umut tarlası gibi.
Yağmur sonrası, gökkuşağında,
Toprak kokusu gibi.
Sessiz cümleler işledi içimize,
Güneşin ilk doğuşu gibi.
Öyle aydınlık, öyle masum . . .

(.) 


Acz


Yazar Cüneyt Ensari


ÂCZ

Camda aşkın buğusu 
Cebimde birkaç metelik
Açlıktan içim içimi yerken 
Aramızda çağladı ırmaklar 

Her vakit tutarken sözünü,
Her vakit celallenir aşka karşı 
İyi niyetle büyüttüğü sevda 
İyi niyetle bela olur başına 

Tutamadığı vakti ve 
Tarifsiz dilinde ismi 
Zamana meydan okurken 
Zehreyler gecesini 

Aşkı için aşık olan kişi 
Ağlar zamansız, sebep vermeden 
Rahatsız olursa bu karanlık geceden 
Rica eder; "Döndürün ayın çehresini"

İtina ile seçerken aşkın şiirini 
İftiralar diriltir onun kalemini 
Farkederse eğer aşkın kederini
Firar eder bu bedenden ZARİFOĞLU

Olay, zaman ve kişiler 
Okula giden bir dost sanki 
aĞrı ile sararken yarasını 
aĞacın altında bekler dostlarını

Lime lime olmuş kelimeleri 
Lütfeyler yedi güzel kaderi 
Uzunca bir yolculukta sona doğru
Usulca uzanır bedeni ZARİFOĞLU
 
Yazar: Aliye Nur AKSEL

Bre Yiğitler
Elden giden bir gençlik
Hezeyan a mı uğradık dersin
Yok mu bir asır daha cenklik
Sana yakışmaz bu erlik
Küskünler barişsın
Kuzgunlar karışsın
Kazanlar aş ile dolsun
Fakirin karnı doysun
Bebeler gülsün, gençlik ağlasın
Bugün benim ölüm günüm
Hakka tapan milletti
Hakka kavuşan ben ola
Soysuz davanın ardında koşan sen ola
Yağlı tulum sırtında
İpek yorgan üstünde
Hain pusu kuran
Bre yiğitler kuş ola
Damdan düşen taş ola
Taşta kırmaz ahmak kafa
Hak yine doğru yola
Bir geri iki mola …

Lütfedilmiş Kadın


Yazar: Cüneyt Ensari

LÜTFEDİLMİS KADIN 


Bir çift göz 
Yarımadada yağan yağmur gibi berrak
Hasret tülü gibi örtülü bedenine 
Nur inmiş sanki yüzüne 

Dışa vurup sarpa saran
Zarif bir ruh güzelliği seninkisi
Her köşesindesin kalbimin
Dilimde bir çift şarkı sözündesin

Sevgilim 
Seni sevebilmeye layık olan ben 
Yerle Gök arasında tüm güzellikler gibi
Bir bedene doldurulmuş sen; bana gel  

Bir kuytuya sinmiş 
Sinek görünümlü devler 
Aşk gibi yücelirken bulutlar üstünde 
Sessizce bir ardıcın altına tünemiş

Sevgilim, gözlerin;
Sözlerimle seveyim seni
Gülüşümle öperken çehreni 
Bana aşık olabilmen dileğiyle 
Bunu sana yazan 
Sensizlik abidesi bir serseri

Ölü Kalbime Rahmet

"Ölü Kalbime Rahmet"

Ölüme vefasız demişler, 
Bilmiyorlar merhametin doğuşunu.
Ben kızıl göğü gördüğümden beri
Ölüp ölüp yeniden diriliyorum.

Ah bu kalbime oturan sultan!
Bu elemli ruhumu; ne de güzel öptün.
Gam dağlarından geçtim, 
Huzurun rahminden doğdum.

Ben yürüdüm isyanın zulmün yolunda
Taşlar taşıdım hepsi kalbimin ortasında 
Nerde diriye vefa nerde ölüye rahmet?
Ya Rab, taşlaşan kalbime Sen merhamet et...
.
.
yunus kaçar

#siir

Salkımlı Rüyalarım

Yazar: Cüneyt Ensari
SALKIMLI RÜYALARIM 

Bir can feryat ederek 
fırlar yerinden 
Üstüne uzandığı biçilmiş bir Balya Yonca 
Gördüğü rüyayı silip atar kirli bedeninden
Saçlarına karışan birkaç yıldızın içinden 

Bedene üflenen ruh kadar kutsalsın bu gece 
Üzülür Üzülür ve sonra yine üzülürsün
Uzay kadar derin olan gözlerime bakarsan
Yoktan varolup silinir bu beden , görürsün 

Bir yaylaya uzanıp uzun uzun dinlersin sonra
Sonra iki kadehe beyaz sevda eklersin   
Yollar uzar ve uzar yollar 
Kapatır arayı göklerdeki fırtınalar 

Ve kelebeğin Desenli kanadında uçar sevda
Kavrulur her beden bu kargaşada 

 
Yazar: Hacı İsmail Gümüş

Ve bir gün delirdiğimi kabul ediyorum
Aynaların karşısında, kendimle savaşarak  Duvarların savaşçıl gölgesini cinnete aşarak
Oysa arza küpe takmak için yaratıldım ben
Güneşli havaları puslandırmak için değil
Kuru bir zikirdir bütün meselem
Sansürsüz düşmana diyebilmekti: Kibrinle eğil..
.


Sensiz Sen


Yazar : Ayşe Şura

 *Sensiz sen*
Sahi senden sonra ne değişti:
Artık göz kapaklarımı hayal kurması için değil, acılara alışması için kapatıyorum..
Hani gülen gözlerim var ya, şimdi ellerimle akan acıları siliyorum.
Kolay değil,
Akan her acı damlada sen varsın..
Düşerken yere damlalar seni nasıl akıttığımı izliyorum,
Nasıl uzaklaştığını yanaklarımdan. İçinde boğulmak istiyorum ama dokunamıyorum bile..  sorma nedenini,  anlatamıyorum kendime de..
Bir seçim yapmak zorundaydım bir tarafta acı,  bir tarafta gözyaşı vardı..
Gözyaşımdan sonra mutluluk ve acının içinde de  sen vardın.
Yapamadım, sendeki acıları acıları seçemedim..
Yormuşlardı bedenimi,  hiçbir şey diyemedim..
Sen söyle bırakır mı yabani otlar, büyüsün çiçekler...
Ne olurdu sanki en sevdiğim çiçekler sende açsaydı..
Yazları sana  susasam, baharları sende koklasaydım..
Ne olurdu sanki iklimlerin bu kadar uzak olmasaydı bana..
Şimdiyse sanma ki sana bu  acıları çektirirken hayata gülüyorum.
Biliyor musun artık sabahları gülerek baktığım penceremden, geceleri kanatsız kuşlar uçuruyorum..
Unuttum yüzümü, aynalarda bile görmüyorum...
Hani sensin gün doğmayacaktı ya, şimdi her gün bir kez daha güneşe küsüyorum.
Ve bu sefer seni değil, sensizliği yazıyorum...

              
Yazanlar: Murat Öztürk 
                 Feride Yılmaz

Söze kök oldum
Dayandım kalbine  iki çift  maviyle

Gökyüzü, sanki gök yüzün.
Kaybolduğum ve içinde kendimi bulduğum.

Umulmaz ruhunum deliliğinde.
Dağıldı küçücük bedenim,

Pervasızca   savruldum 
Kalbimden  kalbine küçük küçük umutlarla

Belki de bir beyaz bulut olur, 
Sözlerimi  her damlada dünyaya akıtırım.

Her damlanla kül olur
Serpilirim  her damlanla mavi göğe 

Neden mavi gökyüzü?  
Hiçbir zaman elde edemediğine

Cevabı kendinde bulursun o vakit, 
O hep sevmiştir hiç bir zaman kavuşamadığını.

Başka Bir Yaşamak

25 Mayıs 2020, Pazartesi 19:09


Yazar: Zahide Nurdan At

Başka Bir Yaşamak

Bu hikayenin başından beri koca bir hayaldin ve öyleyken çok güzeldin. Eskiden içinde senin olduğun rüyalarla yaşar onlarla avunurdum. Geleceği hayal ederdim hep, ansızın gelişlerini... Fakat artık uyandım ve biliyorum ki senin gelişin hiç bir zaman beni mutlu etmeyecek. Ben başından beri kafamın içindekine aşıktım sen sadece o hayaleti ete kemiğe büründürdüğüm görüntüydün. Biliyorum ki benim için sadece bir hayal kırıklığı olacaksın. Mesela benim içimde yaşattığım kişinin beni en çok cezbeden huyu bana kıyamazdı, her hareketinden bilirdim beni düşündüğünü, bakışlarıyla şiir yazardı, düştüğümde elimden tutandı, her zorluğumda yanımda olandı. Fakat gerçek dünya pek böyle olmadı bayım. Hep tanımadığım insanlardan duydum teselli cümlelerini . Tanımadığım sesler sordu bir derdimin olup olmadığını. Bilmediğim kalabalıkların içinde ağladım.Sonunun nereye çıktığını bilmediğim cadde gezilerinde gömüldüğüm sessizliklerle buldum cevaplarımı. Bana kıyamayan sadece o sokakların sessizliğiydi. Zifiri karanlıklara, sağnak yağışlar altında gömdüm acılarımı, yağmuru katık ettim hıçkırıklarıma. Sıradan günlerimde yorgana yastığa gömdüm ağlamaklı sesimi, dizlerime sarıldım yalnızlığımdan. İşte ben böyle böyle buldum kendimi. Böyle böyle çiçek açtı gülüşlerim.Ve bu yüzden biliyorum zaatın hiç bir zaman beni tamamlayamayacak , tam anlayamayacak... O yüzden artık başka hayaller kuruyorum, başka mavilere dalıyorum, başka bir "yaşamak" inşaa ediyorum kendime.
Yazar: Abdurrahman Arslan

Kelimelerin ve sebeplerin olmayacağını öne sürdüğü, kavuşmanın imkansızlığında, belkide sevginin alacakaranlığında, bir noktayı bin umut varsayıp, dua ile güneşi çağırmak.
Alacakaranlıktan,güneşe sesleniş . . .
..
.

Mum Işığı

Yazar: Metin Muhacir

Mum ışığında alevlenir her şey,
Aşklar mum ışığında romantizmleşir,
Elektrik kesildiğinde, aileler mum ışığında hatırlar aile olduklarını,
Mum ışığında dirsek çürüterek var olmuştur, dünyanın saygın insanları... Mum ışığına batıl inançlarla bağlamıştı, kentin umutsuz insanları...
O yalnızca karanlığı aydınlatmaz, 
Ve yak bir mum, gör ışığı...
.

Körü Körüne Bağlanmak

Yazar: Fatma Nur Gençoğlu


Körü Körüne Bağlanmak  Ve Sorgulama
 

Körüne bağlanmak:Bir kişinin bir bireye, bir kuruma ya da bir topluluğa karşı  ona sonsuz güven duyarak " O ne derse doğrudur."Şüphe etmem diyerek hareket ettiği günümüzde de çok yaygın olarak karşılaştığımız bir durumdur.  Bağnazlık,saplantı, taasub, bağlanma, taklit gibi kavramları  bünyesinde barındırır. Körü körüne bağlanmak düşüncenin kontrolden çıktığı bir bağlılıktır.Körü körüne bağlanmanın iki boyutu vardır:
 Birincisi: Bilmeden araştırmadan sorgulamadan her şeye inanmaktır. Bir görüşe düşünceye bağlanırsın sorgusuz sualsiz.O ideoloji hakkında yeterince bilgin yoktur. Onu savunursun.
 Bu durumu  en çokta din konusunda yaşarız.Örneğin; ben bu konuda ailemle biraz sıkıntı yaşadım .Ben çok sorgulayan ve "amaççı" bir insanım .Yaptıklarımı
neden ve ne amaçla yaptığımı  bilmem gerekir.Ailem namaz kıl , tesettüre gir dedi.Neden bunu yapmalıyım ki ? Peki bu konuyla ilgili ayet  ya da hadis söyleyin dedim ses yok.  Çünkü; onlarda  bilmiyorlardı.Sorun tek benim ailem değil toplum bu şekilde neye inandığını ,niçin inandığını bilmiyor.Din sorgulanmaz diye çıkmışlar öyle  devam ediyorlar.Halbuki  dinimiz bu konunuyu onaylamamaktadır.Ve hep düşünmeye sevk eden ,düşünerek doğruyu bulmanızı amaçlayan bir dindir.
 Bu yüzden dolayı insanların dini duyguları yıllarca sömürüldü.Evet,din doğmatik sorgulanmaz ama imanımızın tam olması için taklidi imandan kurtulmak için belli başlı şeyler sorgulanır diye düşünüyorum.Kesin kabul edilmesi gereken şeyler hariç .Bir şeyi neden yapılması gerektiği bilinmediği zaman namaz kılan ama neden  kıldığını bilmeyen oruç tutan ama neden tutuğunu bilmeyen insanlar  bu gerçeği tam manasıyla idrak edemez. Ve yaptıklarını  tam manasıyla  anlayamaz.Bu konuda  sonradan Müslüman olan kişilerin  daha araştırarak  sorgulayarak belli başlı şeyleri  kabul etti .Peki bizler taklidi iman yaptık bununla alakalı Avrupalı Müslümanlar diye bir program vardı orada ki yabancıların nasıl Müslüman olduklarını anlatan nasıl araştırdıklarını anlatan bir programdı ve Türklerdeki müslümanlığa baktıkları için aslında İslamofobinin onlardan dolayı oluştuğunu söylüyordu.
 
 Körü körüne bağlanmanın ikinci boyutuda  bilipte körü körüne bağlanmaktır.Mesala; bu konuda birine aşık olursun.Artık o ne yapsa  senin için doğrudur, hakkıdır. Onsuz yaşayamam dersin ,onsuz hayat bir hiç dersin.Sanki gözünün önüne bir perde inmiştir. Sana her kötülüğü yapsa gözün görmez  Bu bağımlılıktır. Bilipte ses çıkarmaktır. Sadakat değil acziyettir.
Ama senin düşüncen benliğin yok olmuştur artık.
Farklı bir boyut olarakta toplumsal birtakım düşüncelere bağlıktır.Bu durumda biraz toplumsal baskı ,eleştirilme korkusu,yanlız kalmak,dışlanmak ...gibi sebeplere dayanmaktadır.Son olarakta;  Bunlar körü körüne bağlanma ya da inanmaktan kurtulma yolları: 
Sorgulamak , araştırmak , çok okumak ve kendi düşünceni belirlemek gerekir.Yoksa toplumun içinde ezilen, kaybolan yok olan, kullanılan insanlar oluruz.Gelin bugün kendimize zaman ayıralım ve sadece  düsünelim.Biz kimiz , nereden geldik nerereye gidiyoruz.Hayattaki amacımız ne ? Kendimizi, yaptıklarınızı ya da yapmak istediklerimizi ,inandıklarımızı kısacası her şeyi enine boyuna bir düşünelim.

Zaman

Yazar: Samet Ateş

Zamana bırakmayalım efendiler. Zira zaman herşeyimizi alıyor elimizden. Sevdiklerimizi dahi.
Sevdiklerimize söylemek isteyipte söylemediğimiz, boğazımızda düğüm olarak kalan sözcükleri artık dile getirmeliyiz. Çünkü yarın söylemek için çok geç olabilir. " Yarınlar çok geç kalmakla meşhurdur".
.

Yanlız Değilsin

Yazar: Aliye NUR AKSEL

YALNIZ DEĞİLSİN
Yıl kardeşlik yılı;
Mekke topraklarına bir hayat doğdu. 
Yarım kalan hayatlar, açlık, sefalet, 
Yaratanı kabul etmeyene tam bir cehalet
Zaman diri diri toprağa gömülmüş, 
Sarı saçlı minik kalplerin yanında
Bak! Ebvadan dönen gözüyaşlımı?
Kainata doğmadan göremediği babasına yaslımı?
Öyle ki aile her yerde kurulacak
Sevgi, şefkat kendini o tılsıma bırakacak
Halime nin sütü onu her yerde doyuracak
Artık korkmayın kız çocukları
Adaletin kılıcı, cahilliğe son vuracak
Rasullahı göreceksin sokakta oynarken
Ebu talibin yükünü hafifletmiş, konuşurken
Etrafında koşan zeydler, abbaslar göreceksin
Sıcaklıkla kavrulmuş çölün ortasında
Haticeyi sahiplenişini düşüneceksin
Sevgiyi iliklerine kadar geçirmiş bir insanda
Ailem diye muhacire kucak açtığını bileceksin
Yıl paylaşmak yılı;
Medinede başlayan bir göç tufanında yürüyorum
Zaman yine aynı
Zorbalık , eziyet anne ve babalar ağlamaklı
Hissediyorum çünkü hz. Muhammed yanımda
Cehaletin küllerini savurup, Kardeşlerime koşuyorum
Boykot uygulayan zalimleri unutup
Anneme koşuyorum. 
Ah! Ayaklarının altı öpülesi anneler
Dualarınızda banada yer ayırın babalar
İşte hz. Muhammedin ailesi
Sevgi , merhamet timsali
Kan bağı yok bu şehirde
Sana her yer ana baba diyarı...
 Yazar :Cüneyt Ensari


Bana bakışın, bana gülüşün 
Eriyen bir mum gibiyim karşısında bu tebessümün 
Rahatlık çökmedi bulutlarla yağmur gibi
İmrendim, sana yağmur olamadığım için 
Ve düşündüm kuşun kanadındaki sevdayı
Anladım, vazgeçilmeyecek
Nolursa olsun bu ruh seni hep sevecek 
Parlayacak gökte Yıldız gibi
Arbedede savrulan bir yumruk gibi
Rahmine düştün mü aşkın, kederin 
Lamba gibi yanar söner başında senin 
Aklına kazınır ve kaybolur tüm şehir 
Karanlıklara gizlenir ömrün katran sevdiceği

Ardıçın Zerafeti

Yazar: Cüneyt Ensari
ARDIÇIN ZERAFETİ


Zifir söker
Aydınlatır geceyi karanlıklar
Birbirine çarpıp ağlayan bulutların 
Gözyaşları dökülür yanaklarından aşağıya 
Sonra karşıya geçer Çocuk
Şimşeklerin arasından salına salına 
Kök salmış yalnız Ardıç 
1000 yıldır burdayım der gibi 
Ve devrim yapar tek başına 
Dev gibi dikilir Karşılarına 
Fısıldar kulağına dalların budakların 
Pervasızca haykırır itin çakalın çanağına 
Korku durduramaz sözünün sözünü
Kanat çırpar yalnızlığa doğru sonra 
Görür, durur ve konuşur
-Zerafet sahibi hanımefendi
Kararınız vardımı aklınızın barigahına
Yoksa hala fikir bahçesinde 
Çay mı yudumlamakta?
Görmedim ,duymadım, bilmiyorum der
Kibir abidesi 
Ardıca sorun fikrin en gözdesini
-Hay hay efendim ne mutlu bana
Durup dururken cevap vermedim
Böyle kibirli bir kadına 
Gözler fırlar yerinden 
Fışkırır kan oluk oluk gözlerinden
Ardıç orda durmakta, olduğu gibi ayakta
Başı dimdik, omuzları revaçta 
Altında fikrimin ince gülü 
İki damla zehir yudumlamakta
Haykırsam duyulmaz sesim 
Çünkü Ardıç orda kıyamda

BENİ NE ÇOK ÖLDÜRÜYORSUN SEVDİĞİM

 Yazar :HACI İSMAİL GÜLMÜŞ



BENİ NE ÇOK ÖLDÜRÜYORSUN SEVDİĞİM         
                      
Kanlım olma demedim mi sevdiğim.
Beni ne çok öldürüyorsun sevdiğim.

Yer çekiminin acizliğine kurulmak vardı seninle
Mavi bir su dibini oruçsuz yürekle yaşamak
Bana Züleyha'nın uysal gözlerini getirmeni dilerdim
Buhtinnasar'ın hadsiz cesaretini ve kendine güvenini değil
Ahh! Yükünü perdesiz alınlarda şehvetsiz taşımak.
Birbirimize ne kılıç çekerdik bu sayede, ne silah
Hesap bilmez otlarda, yeşil bukleler oluşturmak
Ve kaçmak zümrüt gürültüsünün,bunaltan sessizliğinden
Anlamıyor musun? Tüm bunları seninle tatmak niyetim
Buz gibi dağ ayazında, güneşin hükümdarlığına tutunmak
İstemem kıvrımlı buseleri ya da tınısını nefesinin
Ben ruhların kollarına inanıyorum ve karıncaların sabrına
Fakat sen bu sacın kızıllığını anlamıyorsun ey can!
Hiç dikkat etmiyorsun nar gibi; 'kirpiğine ve saçlarına'
Bu ahdi kavramazsan öleceğim bir hiç uğruna
Yahut yaşayacağım, zalim bir ideolojinin kuklası gibi
Gidelim birlikte susuz serinliklerin diyarına
Gidelim uçsuz bucaksız bir emri incitmeyerek
İşte niyetim böyle aklanmak, karayı silerek
İşte niyetim böyle çıkmak, umutlu yarına.

Kanlım olma demedim mi sevdiğim.
Beni ne çok öldürüyorsun sevdiğim.

        

Beyaz Küheylan

 Yazar : Aliye Nur Aksel
Beyaz  Küheylan
Manen yitik yaşıyorum 
Bir işık var onda huzur buluyorum 
Hayal meyal sabahi zor ederken 
Geceleri aynı rüyalarda yoruluyorum 
Nerdesin beyaz küheylan
Hissetmek var ama sen değil 
Dokunmak var ama aslı değil
Beyaz küheylan bir ışık ver 
Salyangoz yuvasında 
Güvercin bacasında
Gelincik tarlasında
Bir tutam koku ile
Asra mekik dokuduk
 Deryada çok su yuttuk
 Yanan ateşte köz olduk
 Nerdesin beyaz küheylan
Ölümde beni hisseder 
Benden bir kokuda ona
Bir asrı doldurmaz ama
Gelmezsen yarınlara 
Beyaz kefeni hatırlarsın
.

6.19.2020

 Yazar : Cüneyt Ensari

Bana bakışın, bana gülüşün 
Eriyen bir mum gibiyim karşısında bu tebessümün 
Rahatlık çökmedi bulutlarla yağmur gibi
İmrendim, sana yağmur olamadığım için 
Ve düşündüm kuşun kanadındaki sevdayı
Anladım, vazgeçilmeyecek
Nolursa olsun bu ruh seni hep sevecek 
Parlayacak gökte Yıldız gibi
Arbedede savrulan bir yumruk gibi
Rahmine düştün mü aşkın, kederin 
Lamba gibi yanar söner başında senin 
Aklına kazınır ve kaybolur tüm şehir 
Karanlıklara gizlenir ömrün katran sevdiceği

Teknoloji Ve Biz

Yazar: Zeynep Akpunar

Son derece sıklıkla kullandığımız teknoloji acaba bize neler katıyor veya neleri bizden alıyor? Hiç düşündünüz mü? Kıymetli okurlarım, öncelikle teknolojinin olumlu yönlerinden başlayalım. Günümüzde her alanda kullandığımız teknolojik aletler her alanda ve her ihtiyacımızı şip şak gideriyor, hayatı daha da kolaylaştırıyor. Hızlı bilgiden, online eğitime, yol tarifinden haberleşmeye kadar hayatımızın her evresini kolaylaştırıyor. Bugün teknoloji, eğitimde değil iş sektöründe ve çeşitli sektörlerde de bizlere yardımcı oluyor. Tamam her şey çok güzel, hayatımız kolaylık açısından çok iyi ama her güzel şeyin fazlası zarardır. Bu anlamda bizlere yeni bir soru doğuyor. “Teknoloji acaba bizden neleri aldı?” Elbette ki yüz yüze, canlı canlı sohbet etmeyi unutturdu. İnsanlar artık görüntülü olarak uygulama üstünden konuşuyorlar, evlerine tamamen kapanıyorlar. Sosyalleşmek dışarıya çıkmak çok azaldı. Keza komşuluk tamamen bitti denecek kadar az kaldı. İnsan artık telefon tablet v.s araçlara o kadar çok odaklandı ki yanı başındaki komşusunu unutur oldu. Eskiden sokaktan içeriye getiremediğimiz çocuklarımız şimdi dışarıyı unutur oldu. Kıymetli okurlarım yukarıda da belirttiğim gibi teknoloji iş sektörüne de girift bir şekilde ilerliyor. Bu anlamda işsizlik bir çığ gibi büyüyor. Teknolojinin esiri oluyoruz. Bununla beraber çeşitli sağlık sorunları da baş gösteriyor. Lütfen kendimize dikkat edelim. Yazımı çok uzatıp sizi yormak istemem. Kısacası özetle “Teknolojiye Esir Olmayalım.” Teknolojiyle değil; komşularımızla, dostlarımızla sosyalleşelim.


  Yazar : Şeyda Fırtına

Gecenin  bu saati
3 ü bilmem kaç geçiyor
Veya
Bilmem ki kaç var
Yalnız 
yanımda sen varsın, biliyorum
Yine bilmem kaç kilometre uzaklıktan sıyrılıp yanıma gelmişsin
Tüm mesafeler halt etmiş
.
.

Ben deniz yükseltisinden sesleniyorum 
Hey, sen! 
Ağrı Dağın sakini 
Duymuyor musun? .
.

Gerçekten de bu mesafeler 
Halt etmişler
Ki ben böyle 
Saatlerce yürümüş hissi verdikten sonra bile 
Gelen tatlı dinginlikle sana bu şiiri yazıyorum .
.

Evet her şey bu saatte uyur
Ve her şey bu saatte olur 
Benim yalnız kalemim, 
Diri ve uyanık 
Sayfalarca işe koyulur
.


Katre-i Matem


Yazar:Hasan Gökhan Atmaca

                Katre-i Matem

Tut ellerimden kadınlarım / düşüyorum /
boşluğuna nergis kokusunun 
gün batımı gözlerinden apansız...
(vakit darağacında asılı bir mahkum)
Bir mızrak ucunda ölü / gidiyorum /
Kefenlere sarılı sevdalar heybemde 
bir heykel sessizliği gözlerimle..
pençelerinden hasret yağan bulutlar
ağlıyor şehrin kokuşmuş sokaklarına
evlerin duvarlarında hafakan gözleri 
dalmış gibi hayale / korkuyorum /
dikenliyollar sarılmış kamalı soytarılarla 
Titrek bacaklı atlar ardımsıra sana koşuyor..
Sen ellerinde meşalelerle sokak başlarında 
umudusun bir sevda kervanının... 
Beyazgecelerin sonbulmazyoksulluklarında
/ ağlıyorum / bir hint dilencisinin 
çocuk hüznüyle ayaklarımda pranga.
dökülüyor dudaklarından bülbül ölüsü 
goncası kurumuş güllerden. 
/ Ölüyorum / ağır aksak kardelensiz kalmış bir güneşin karlara küskünlüğüyle 
/ Ölüyorum /
körlermiş sokaklambalarının yalnızlığında 
Sen ellerinde sönen meşale ışığıyla 
ağlıyorsun hayallerimde...
Ağlıyorsun. 
Ağlıyorum.
Ağlıyoruz.

6.18.2020

Ölesiye

Yazar: Metin Muhacir

Kırmızının en narin tonu
Müebbet olmuş dantelli dudaklarına,
Deryalı endamında
 Tutsak bir çift gözüm,
Cennet kayganlığındaki saçların 
Savrulsun diye esiyor yel,
İlkbaharın kekre neminden
Nemalanmayan tenin,
Eşsiz güzellikteki suretine
Kondurduğun öldürücü tebessüm.
Kölesiyim,
Ölesiye...

İstanbul


 YazarAbdurrahman Arslan

 İstanbul
Hani nerde mehtabın huzuru,
Sana ne yaptılar İstanbul,
Nedir bu çığlıkların sukütu,
Nerede o taşıdığın tarihin gururu.

Asaletin yaşındanmıydı ,
Yoksa asaletin manası, varlığındanmıydı,
Gecen hüzün, gündüzün yorgun,
Kim incitti seni, hani nerde onurun.

Bahar gelmezmi hiç sana,
Sokakların hep mi, hüzün kokar,
Sana demirlenen gönüller,
Her zaman, böylemi yanar. 

Söyle İstanbul sen mi Aşkın içinde,
Yoksa Aşk mı senin içinde,
Mecnunlar kıvranıyor, mezar içinde,
Leylalar habersiz, haz peşinde.

Kaç Ferhat deldi seni,
Manası olmayan, Aşk peşinde,
Bizi uğurlarken yine,
Söyle İstanbul senin hasretin kime.

(.)

6.10.2020

İstanbul'da Bir Gemi


Yazan: Abdurrahman Arslan

Ben İstanbul'da bir gemi,
Sen Ankara'da bir han,
Parçalanmadan, gelemem sana,
Parçalanınca, sen olamam bir daha.

Ben İstanbul'da bir gemi,
Denizin dalga dalga dövdüğü,
Sen Ankara'da bir han,
Mevsimin ayazıyla büyüttüğü.

Ben İstanbulda bir gemi,
Tarihin orta yeri, sevginin çiçeği.
Sen Ankara'da bir han,
Yeni medeniyetin bahar çiçeği.

Ben İstanbul'da bir gemi,
Her zaman yolculuğa hazır bekleyen,
Sen Ankara'da bir han,
Yolu hiç denize düşmeyen.

Ben İstanbul'da bir gemi,
Denize aşık, yolculuğa mecbur,
Sen Ankara'da bir han,
Yolculuksuz yolcu.

Ben İstanbul'da bir gemi,
Derin denizlerde fırtınalarla boğuşup karaya yanaşmış,
Sen Ankara'da bir han,
Hüzne karşı ayakta kalmış.

Ben İstanbul'da bir gemi,
Bende mavi deniz, bende mavi gökyüzü, bende kan,
Sen Ankara'da bir han,
Sende toprak, sende yeşil, sende can.

Ben İstanbul'da bir gemi,
Toprağa, yeşile gurbet,
Sen Ankara'da bir han,
Denize, maviye hasret.

Ben İstanbul'da bir gemi,
Umuda yelken açan kapı,
Sen Ankara'da bir han,
Ruhunda anahtar taşıyan.

Ben İstanbul'da bir gemi,
Yükü sevda olan,
Sen Ankara'da bir han,
Sevdanın manası olan.

Ben İstanbul'da bir gemi,
Sen Ankara'da bir han,
Yaralar bizi umarsızca zaman . . .

(.)

6.01.2020

KARANLIK GENÇLİK


 YAZAR:    Hasan Gökhan Atmaca 

ENDER BULUNAN DOSTLUKLAR

 YAZAR:Zeynep AKPUNAR

 
         ENDER BULUNAN DOSTLUKLAR
 
“Gerçek dostlar yıldızlar gibidir, karanlık çökünce ortaya çıkar.” Yazıma bu sözlerle başlamak isterim. Dost, canından öte gördüğündür.

Bu hayatta herkesle dost olur mu acaba?

Bana göre dost edinilecek dostlarda var, edinilmeyecek dostlarda var.

Tabii ki de dost edinirken dikkatli olmamız lazım.Hele ki şu zamanda. Dost dediklerimiz gün geliyor hiç acımadan sırtından vuruyorlar.Bunun yanı sıra hakkını ödeyemediğimiz dostlarımızda vardır. Bunlar kötü günde var olandır.

Unutmayın ki hakiki dost iyi günde çağrılıp gelen, kötü günde çağrılmadan gelendir.

Dosttuk diyoruz ya hani;

Dostluk, Unutulmayacak kadar güzel ve sadece ender insanlarla yaşanacak kadar özeldir.

Para ile satın alınmayacak en değeri şey senin derdini kedi derdi gibi gören dostundur…

Peki ,dostlarınız arasında sizce en iyi kriter ne olmalı?

Bu bana göre her iki taraf da birbirini istediği zaman arayabilmeli ve ulaşabilmeli birbirine. Tek taraflıysa bu dostluktan söz edemeyiz.Yalnız bir taraftan canının istediği zamanlara sıkıştırılmaz dostluk…

Çağımızda dost gibi görünen bize zarar verecek olan insanlar vardır ne yazık ki. Sizinle bu konu ile alakalı Hz. Mevlana'nın bir Mesnevi inden bahsetmek isterim.

Dostun en güzel giysisi vefadır. Hz. Mevlana Hazretleri Mesnevisinde şöyle anlatır:

Genç adamın birisi her gün gelir babasının yanına “Benim çok dostum var senin ise bir tane”dermiş. Babası bir gün itiraz etmiş “Demek çok dostun var lakin öyle her tanıştığına dostum dersen yanılırsın. Hakiki dost bir ya da ikidir.”demiş.

Evlat: “Benim sıkı dostlarım var” demiş.

Peki ,demiş babası var mısın dostlarını sınamaya, karar vermişler. Bir akşam bir koyun kesmişler ve koymuşlar çuvala. Baba demiş ki, simdi al bu çuvalı dostuna götür. Çuvaldan kanlar damlamakta, sanki bir adamı öldürmüşler koymuşlar kafasını kanlar akmakta çuvalda. Delikanlı almış çuvalı en iyi bildiği dostunun yanına çalmış kapıyı dostu bakmış çuvala kanlı. Delikanlı demiş ki ben bir adam öldürdüm bana yardım et. Kapı hızlıca kapanmış gencin yüzüne.

Genç adam tek tek dolaşmış bütün dostlarını tüm kapılar yüzüne kapanmış, neticede dönmüş evine ama yıkılmış. Dost sandıklarının hepsi yardım etmemiş. Baba gülümsemiş şimdi benim dostuma sıra geldi demiş. Git şimdi benim dostuma ben bir adam öldürdüm de bakalım o ne yapacak. Genç adam babasının dostuna varmış. Ben bir adam öldürdüm bana yardım et demiş. Baba dostu içine bakmadan almış çuvalı arka bahçedeki çiçek tarlasına gitmişler, gömmüşler içinde koyun olan çuvalı. Üstünde bir güzel örtmüşler bir güzelde gül ekmişler kimse anlamasın diye. Evlat gelmiş babasının yanına işte demiş dost buymuş. Babası, dur bakalım öyle hemen karar verme. Sen yarın dostumun yanına git bir kavga çıkart üstünde iki tokat at işte o zaman dostun hakikati anlaşır. Genç adam gitmiş babasının dostuna. Gır çıkarmış üstüne iki tokat atmış. Babasının dostu yemiş mi iki tokatı. Bi durmuş bakmış gence ve demiş ki “Var git delikanlı babana selam söyle biz öyle iki tokata gül bahçesi bozacak adam değiliz…”

Dost cefasıyla güzel, dost vefasıyla güzeldir.

Yazımı Hz. Mevlana'nın sözleriyle bitirmek isterim.

“Ey hakikati arayan kişi!

Hak dostu, Mürşid senin gözün gibidir.

Onu çar çöpten, tozdan temiz tut.

Aklını başına al da dil süpürgesi ile ona toz kondurma, gözün gibi olan mürşidine çar çöp armağan etme.”

Allah’a emanet olun.

 


İÇİMDE


YAZAR: ABDURRAHMAN ARSLAN



İçimde . . .

Yarınların yarım kalmış hayallerini taşıyorum içimde.
Çocukluğu dövülmüş, bir huzurun sözlerini taşıyorum içimde.
Kapı diye beklediğim yerde, bir kayboluş taşıyorum içimde.

Denizin dalga dalga çığlıklarını değil,
Toprağın sükutunu taşıyorum içimde.
Kelebek namına, bir umut taşıyorum içimde.
Kanat çırpıyorum her defasında, toprak olmayı dilercesine . . .

Kimselere okuyamadığım, şiirler var içimde,
Sen makamında, susmuş bülbül var içimde,
Ben nefes almak için, gelişini beklerken,
Gelemeyişinde, yarım kalan mısralarım var içimde. . .

Züleyha isminde bir kuyu var içimde,
Haykırışlarım var, kum taneleri adedince,
Sen gelene kadar, bahardan saklanan, biri var içimde.
Nâr ile yanan, bir sana teslim, bir sana ayan.
Aşığım nefesine, İsrafilde olsan .
Aşkı bekleyen bir ben var içimde . . .

(.)

Misal , deniz olası geliyor insanın

 Misal , deniz olası geliyor insanın İnsanın kuş olup süzülesi geliyor Dilinin ucuna dalgalanan sözcükleri haykırmak istiyor kıyıdakilere.. ...